Cumartesi

durak... (kısaltılmıştır)


uzaktan , çok uzaktan hoperlör sistemi bass ağırlıklı modifiye edilmiş bir araçtan gelen müzik sesi geliyor.etrafıma bakıyorum tek tük seçilen insanlardan bazıları müzikten duydukları rahatsızlıkları dile getirircesine kafalarını sallıyorlar , pek fazla kendilerine güvenmeden.bu tip toplumsal durumlarda genellikle tarafsız kalan ben , arkamdaki bakımlı iki hoş bayana yanlış bir izlenim vermemek için kafamı sallıyor ve öne doğru belli belirsiz bir iki adım atıyorum götüme kurt kaçmışcasına.yaklaşık 20 sn süren ve gittikce büyüyen aracın etkisi geçince kimin ne olduğu gün yüzüne çıkıyor.kafalarını sallayıp bu durumu tasvip etmeyenler aristokrat, çalan şarkıya yer yer eşlik edip birbirlerinin omuzlarına vuranlar halk.kafamdaki etiketleme işlemi kısa bir sürede bittikten sonra etrafıma daha bilinçli bakıyorum , halkın yoğunlukta olduğu kesimden yavaş yavaş uzaklaşıp aristokrasiye kucağımı açıyorum.halk kesimi durağın içini doldurmuş vaziyette , az önce arabadan aldıkları gazla cep telefonlarından müziklerini açıp durağı diskoya çeviriyorlar, biz aristokratlar ise mümkün olduğunca otobüs beklemeyen bir hava vermek için duraktan uzaklaşıyoruz.rakamlar ardı ardına geçiyor hiçbirisi kafamdaki üçhaneli sayıyla uyuşmuyor...dakikalar geçtikçe otobüsler geliyor,otobüs geldikçe duraktaki yüzler değişiyor.yaklaşık 15 uzun dakikanın ardından artık otobüs durağında yepyeni bir jenerasyon filizleniyor.kimin halk kimin aristokrat olduğu belli değil , uzun bir gözlem zamanı gerek etiketlerini yapıştırmak için.düşüncelere dalmış giderken cebimde usulca titreyen bir objenin varlığını hissediyorum;telefon...ebeveynlerime gerekli açıklamayı kısa bir süre de yapıyor ve içim rahat bir şekilde telefonu kapatıyorum.beklememle doğru orantılı olarak şişen baldır kaslarım artık kotumu iyice zorlamaya başlıyor,otobüsümün yaklaşık 40 dakikadır gelmemesi bende derin kuşkular uyandırmaya başlıyor.gecenin o mütiş mazotlu havasını derince içime çekiyor , gözümü kapatıyor ve ''hayırdır inşallah diyorum''...

Pazartesi

2012de Annem Emekli Olacak

Şu aralar çok üzülüyorum.Bilmenizi isterim ki bir eşe, bir dosta ihtiyacım var.Yalnızlığımı kendi şeffaf odamda yaşıyorum.O odaya girecek kişiyi bekliyorum..
Bir evi olsun bir arabası olsun ama bi de işi olsun.Yani sağlam adımlarla yere bassın işi gücü olmayan gelmesin.Dökülen insan gelmesin.Yani böyle şey gelsin, dinamik gelsin!Çok esmer olmasın çok da beyaz olmasın şöyle çukulata tenli kumral olsun ama yakışıklı olsun gözüme gönlüme hitaaap etsin.Ben görünüme çok önem veriyorum.Gözümü gönlümü doldurmalı benim.Şey böyle kaşlı, gözlü döşü gıllı, karizmatik olsun.

Cuma

Facts of Life

Şarkı sözleri bana bazen komik gelse de bu hakkaten güzel.
Crimsonlardan bir kuble:

Nobody knows
What happens when you die
Believe what you want
It doesn't mean you're right
That is a fact of life


Çarşamba

Cumalı Tatilde

Geçen gün Wendy'sde yiyorum, yanıma bir kız oturuyor iznimi almadan.Şaşırdığımı belli etmeye çalışıyorum ama kız bunu umursamıyor, hatta patatesimden bir tane alıyor.Onu daha neler yapıcak diye izliyorum.Kolamı içerken bir pipet de o sokuşturuveriyor kolama ve gözlerime bakarak benimle birlikte içmeye başlıyor.Tam o sırada bir ses.Fotoğrafımız çekilmiş.Bana sarılıp fotoğrafı çeken çocuğa koşup onu öpüyor.
Türkiye'de Wendy's görmedim, hiç yemedim, böyle bir olay da olmadı zaten.

Salı

kitap yazıyor...


yazarımız yeni bir projesinden dolayı yazılarına bir süreliğine ara verecek

Sun Don't Shine

The moon don't move the tides to wash me clean.
Why do you always copy pasting?
And why so bald?
Been a long time bleeding
Your poor mind dies..


Show your back door,
And the gods look down
In anger of this poor child
Why so serious?
An why so cold?
Spent a long time smashing
Your bottom cries

Cuma

shy boy on the road part 1...


belkide bütün ergenlik kaprisinizin , bütün alengiri yüksek el kol hareketlerinizin,aile içi atarlarınızın bittiği andır , çekirdek ailenle birlikte güneşin batmaya yüz tuttuğu saatlerde kordon boyu yürümek.Evet, okurken bile irkildiğiniz bu olay başıma gelmiş bulunmakta efendim.Üzerinden bir hayli zaman geçmesine karşın bendeki yarattığı iz taze ve akışkan.Ailem tüm neşesiyle klasik cumartesi yürüyüşünü yaparken , bir dizi tesadüfler sonucu onlarla birlikte olma şansına erişmiş bulundum.Kordona nerden giriş yaptığımızda ayrı bir macera!O 1 dakikada yaşadığıım duygu fırtınasının kitabını yazsam epey bir ağaç israfı meydana gelebilir.Kordona alsancakın en mayhoş,en kokuşkan,en genç,en bornova anadolu lisesi,en parmak arası terlik ve en havalı sokaklarından birinden giriş yaptık.(ismi lazım değil)Sokağın başında babam elini beline koydu ve çay kahve içilecek bir yer aradı , ben mümkün olduğunca kambur ve kısık bir sesle ''baba saçmalama,yürüyelim napacaz burda'' dedim ve babamın arayışını bir süreliğine sona erdirdim.Yürümeye başladık ''j'' harfi tarzındaki sokaktan gençlerin kahkaları eşliğiyle sokakta ilerlemeye koyulduk.Ancak bu esnada kafamı kaldırıpta kim var kim yok diye bakma fırsatı bulamadım.Hemen telefonumu çıkardım , mesaj bölümüne girdim , gelen kutusuna 3 kere girip çıktım , taslaklara baktım , birşeyler yazıyormuş gibi yaptım ve artık arsız gençlerin nargile dumanını yüzüme hüflemeye başlamasıyla birlikte pes 2009 oyununu açtım , kendimi gerçekten oyalamak için.Dünya yüzeyinden silindiğim ve hayal meyal hatırladığım o sokaktan geçişimiz bittikten sonra , az da olsa insana benzeyen kordona çıktık.Ancak kafamı kaldırmam başımdan aşşağıya kaynar yağmur damlalarının inmesine yetti de arttı.Bütün yaşıtlarım oradaydı!Evet,hepsi...


yazarken yoruldum o yüzden pek detaylandırmadım, daha sonra yazacağım bir yazıda kordondaki bu umarsız yürüyüşü adım be adım betimlemeyi düşünüyorum.

Diş Hekimleri Gününüzü

Kutlarım.Onlar belki grev yapmayacak, gelecek nesli yükseltmeyecek, size birşeyler ezberletmeyecek, öpüşmenizi garanti etmeyecek, sizden çiçek istemeyecekler ama dişlerinizin pırıl pırıl ve sağlıklı görünmesini sağlayacak, sizi öyle mutlu edecekler.

22 Kasım

Perşembe

Hayatın Dokunmatik Yüzü

Ipod Touch'da bir program var, kullanıcı bayanın aylık sorununu ne zaman yaşayacağını gösteriyor.Mantıklı olan o bayanın değil, erkek arkadaşının o dalgaya sahip olması.



Smash That SCANNER

hani bazen kendine güvenemeyip yorum yazamazsın ya altına, oradaki 'like' onun için var!Amınakoyayım.

Cuma

Cumhuriyet Rüyası

Yarı çıplak vücudum, ağzımda barındırdığım penam ve güzel beyaz gitarımla '5 parasız' pozumdan sonraki o derin uykumdan bahsedeceğim meraklı bakışlara itafen.Sefil ve aç bir şekilde amfimle sokaklara döküldüğüm yıllardı.Beni gören saçı sakalı birbirine karışmış, ama lacoste parfüm kokan, üstü çıplak ama altında Diesel kotlu, mükemmel gitarı ama 3 liralık kılıflı halime acır, para atardı.Hepsinden zengin olmam bu fantezimi değiştiremezdi.O bol alkollü gecelerden bir gece, bir klüpte olay çıkardıktan sonra güvenlik görevlisi tarafından hırpalanışım, beni o rüyaya sürükledi.

Continuum çalan bir defilede buldum kendimi.Çok değişmiştim, böyle biri değildim aslında.Herkes bana, ben aynaya bakıyordum.Mükemmel vücudumla sıranın bana gelmesini bekliyordum.Bir türlü gelmiyordu, sıranın neden bana gelmediğimi utandığım için soramamak beni deli ediyordu.O sırada bir manken arkadaşın, alışveriş sepetinin üzerinde ayakta dururken biri tarafından iktirilip, düşürüldüğünü duydum diğerlerinden.Kurtarmak istiyordum onu o durumdan.Koşarken podyuma çıktığımda ayağıma dolanmış olan makrofonun kablosunun bir seyircinin boynuna dolanmış olduğunu gördüğümde boğulup ölmüştü.Ben de yere kapaklanmıştım.Kalkıp yan stüdyodaki boks maçına kaçtım.Sürekli ellerinde cüzdan olan insanlar gördüm.Burnumun Chuck Norris tarafından kırıldığını anlatmaya çalışıyorlardı bana.'Tamam lan!' dedim ve ringde buldum kendimi.Çatıdan yağmur sesleri geliyordu.Sürekli ıslanıp ıslanmadığımı anlamak için elimi vücudumda gezdirmeye çalışıyordum, her defasında da eldivenim olduğu için birşey hissetmiyordum.Etrafımdaki herkes yüzünü bana çevirip uzaklaştı ve rakibim(oradaki en güçlü zencilerden) beyaz kukuletalı biriyle konuşuyordu.Beyaz kukuleta aniden uçmaya başladı ve elindeki hançerle rakibimi öldürdü.Yüzünü göremiyordum.Oradan hemen uzaklaşıp bir iddia bayiine girdim.Göztepe maçına oynadığımı gören bir ağabey bana hemen tavsiyelerde bulundu, o maça oynamadım.Canım çok sıkılmıştı, okula gitmeliydim.Yağmur çok yağıyordu ve servis gelmiyordu.Arkadaki telefon klubesinden çıkan şemsiyeli bir bey bana 'taksiyle gitmeyeceksen gitme, servisi kaçırdın' dedi.'Nerden biliyorsunuz?' diye sorduğumda Ben Murat Kazanasmaz'ım, Türkiye'deki trafik bana sorulur, güven bana' dedi.'Desperate Houseman' evine yürürken, karşısına bir arkadaşı çıktı.'Dağlarda arabayla gezmeliyim, seninle konuşamam' dedi ve gitti.Yağmur damlalarının o an için şemsiyenin altında kesildiğini hissetmek bile güzeldi, taksi durağına vardığımda taksicinin beni boks elivenli, sırılsıklam halimi görüp küfrü basmasıyla birlikte arabaya bindim.Erdoğan'ın otoyol açılışını yaptığı yere gittik.'Taksimetredeki ücreti ödememen için bu açılışa engel olmalısın!' dedi biraz önce aslan kesilen şöför.'Bu açılışa izin verirsen Cumhuriyet elden gidecek!' diye haykırınca dayanamadım.Otobüsün üstünden şöförüne 'sağ-sol' yaptırıyordu.Erdoğan'ın amfiye bağlı mikrofonunu çıkarıp, yanımda önceden taşımış olduğum mikrofonu taktım.Milimetrik hesaplarla otobüsün yerini değiştiren o müthiş adam gitmiş yerine sesi daha düzgün biri gelmişti.'Çok hızlı sola git!' diye bağırdım.Otobüs üstüme devrildi.

İşte o an gözlerimi açtığımda hırpalanmış bedenimle beraber üstüme atılmış bir gitarı gördüm.

körfezin yolları taştan , yarim gel çıkar beni baştan...


Güneş öleli çok olmuş , bir kaç haylaz genç ve onların daha çocuk doğurmamış anne ve babaları var sokaklarda ellerinde siyah diktörtgen çantalarıyla...Tükürüklü,kusmuklu afedersiniz ama sıçmıklı çimenlerde adeta sek sek oynayarak ilerliyorum kutudan farksız olmayan iddasız mimarisiyle alsancak iskeleye.Sağımda ve solumda öbek öbek Man In Black ler var ; bakıyorum , utanıyorum çeviriyorum kafamı devam ediyorum , onları akdenizin akşamlarıyla başbaşa bırakıyorum ama yinede içimdeki siz ''egedesiniz ulan zibidiler'' diye bağırma emelini bir başka bahara saklıyorum.Bir l toprağa , bir çimlere , bir çakıl taşlarına, bir taşlara basarak sürdürdüğüm yolculuk önünde bağıra bağıra gülüşüp vedalaşan gençler olan alsancak iskelenin ayna görevi gören camına bakmamla son buluyor.Üstünde ''pelikanlar körfezde...'' yazan kenkartımı çıkartıyor ve o tanıdık bülbül tonundaki onaylama sesini duyuyorum ve bindik bir alamete gedeyoz kıyamete diye bağıran topluluğun arasına karışıyorum. Benim yaş grubuma en uzak kişilerin bulunduğu köşede bir yer kapıyor ve ayakta oturuyorum . Burada huzuru buldum , etliye sütlüye karışmayan insanlar var her yanımda.Dirseğimi yiyen bir çocuk , CHP'ye oy verecek kısa saçlı bir teyze , gençliğinde seksten yalama olmuş bitkin vücuduyla ayakta dahi duramayan yaşlı bir amca ve kızını erkeklerden korumanın mutluluğuyla allaha içinden dua eden bir yobaz.Sabırsızca kıpırdaşan Türk Topluluğu sanki gaipten biri ''Duydunuz Zilin Sesini !'' demiş gibi birden heyecanlarının son noktalarına ulaşıyorlar ve o anki yaşama amaçları olan ''Cereyan Almayan Sıcacık Bir Koltukta Oturma'' hayallerini gerçekleştirmek için fırlıyorlar.Ben ise arkada durup sırıtarak bakıyorum kalabalığa , ulan diyorum , ulan hepiniz evinize gidiyorsunuz , bir bok varmış gibi acele ediyorsunuz , ben diyorum , ben ise hayatımın macerasını yaşamaya . Son bir kez kafamı yetişkinlerin ''ah sizi afacan gençler '' sallamasıyla salladıktan sonra . Bende koyuluyorum vapur yoluna...

Pazar

Domuzlar Türk Olsun, Gıdalar Dürüm Olsun derken halk Münevver Karabulut davasını tartışıyor.Cem Garipoğlu Açılımı tartışmalara yol açıyor.Yunanistan Tuğçe Kazaz'ı geri istiyor, Ermeniler soykırımı kabul etmezsek baklavayı kendilerinin bulduklarını savunacaklarını söyleyerek Türkiye'yi tehdit ediyor.Erdoğan kafasındaki yaratmış olduğu 3 çocuklu standart ailelere dönerek 3 çocuktan biri domuz gribi olacak diyor, sonra kendisine dönerek standartların üstündeki ailesi(4 çocuklu) için benim çocuklarım Amerika'da o yüzden olamayacaklar, bu yüzden ben de olamayacağım! diyor.Amerika-i açılım süreci başlıyor, 6. filo defoluyor.Geni değiştirilmiş Alman denizatlıları Amerikan gemilerini bombalıyor, Amerika Irak savaşına girer gibi oluyor, çekiliyor.Senin kafan bana giriyor, Diary of A Sex Addict izliyoruz, ardından olan oluyor.

Cuma

Katatonia - In Death, A Song


Bir adam yatıyor simsiyah bir evde.Ev 2 odalı ; mutfak ve yatak odası . Gecenin ilerleyen saatleri olmasına karşın adam küçücük penceresinden sızan koyu lacivert ışıkları izliyor , yarı uykulu halde . Pek tatmin edici bir gün geçirmemiş anlaşılan . Siyah perdesinden sızan ışıkların rengi koyulaştıkca adam sıkılıyor ve yavaş yavaş göz kapakları ağırlaşıyor. Aniden yukarı kattan hiç görmediği komşularından kahkaha sesi geliyor . Adam üzülüyor ; ben mutsuzum diğer insanlar neden mutlu diyor ve surat ifadesi şu şekili alıyor :( . Adam mp3 playerını yatağının üstünde karış karış alıyor bulamıyor , yukarıdan gülme sesleri artarak devam ediyor , ellerini kendi vücudunda ve ceblerinde gezdiriyor , yukarı kattan kadın sesleri gelmeye başlıyor , kadın sesleri tüm erotizmiyle dalgalanırken adamın kulağında , adam elini yanlışlıkla uzun süredir kullanım dışı olan penisine götürüyor . Ve fotoğraf makinesinin flaşı kadar kısa bir süreliğine gözünün önünde bütün cazibesiyle önünde domalan bir kız görüyor. Adam kendini kontrol edemiyor ve bu ereksiyon halinden kurtulmak için mutfağa gidiyor. Lavabonun tam karşısında simsiyah bir ayna var , aynaya bakarak yüzünü yıkıyor . Hayal meyal gözüken yüzü adama eski günlerini hatırlatıyor ve yine bir efkar dalgası kaplıyor bütün bedenini. Yüz yıkamasını bitirdikten sonra dolabına doğru yol alıyor yalnızlığını bira ile paylaşmak için, ancak sonra bankoda gördüğü nkafe 3ü bir aradaya gözü takılıyor ve gecenin 4'ünde müzik ve sigarası eşliğinde şehrin ölü ışııklarına bakarak kahve içmeye karar veriyor . Aynı klişelerle yaklaşık 5 yıl geçirmiş arkadaşımıza artık depresif üniversiteli haleti ruhiyesi sıkıcı gelmeye başlıyor. Kahvesini hazırlarken 3 tane sigara içiyor ve her nefesinde gençliğinde yasak yasak içtiği keyifli sigaraları anımsıyor . Sonra o sigaralaarı içtiği günlerdeki anılar bir bir aklında netleşmeye başlıyor. Bir umut ve mutluluk dalgası bütün mutfağa doğru geliyor . Adam burnunu tıkıyor ve dalganın önüne kendini bırakıveriyor , dalga geldikten sonra denizde kendi etrafında döndürsün diye. Dalga geliyor , döndürüyor , gidiyor . Her yerine tuz kaçıyor ve acıtıyor . O tatlı acıyı hatırlıyor ve ister istemez günler sonra bir tebessüm hamlesi sergiliyor. O andan sonra hayata daha olumlu bakmaya karar veriyor . Mp3 playerında çalan şarkıyı değiştiriyor. Perdeyi açıyor , kafasını çıkarıyor ve bağırıyor. Kahvesini apartmandan aşağıya attıktan sonra , soyut başlayıp somut devam eden hikayesine yeni bir başlangıç yapmaya karar veriyor. Anathatarını alıyor , kapıyı kapatıyor ve üst kata çıkıyor. Kapıyı uzun vurmalar sonucu , samimiler samimisi bir genç açıyor . Elinde şişe ağzında kahkahayla davet ediyor , Erkek Polyana giriyor ve etrafındaki ışıklı , müzikli , kızlı dünyaya bir bakıyor . Herşey istemekle oluyormuş diyor ve gencin elindeki şişeyi alıp fondipliyor. Kızların gülüşmesi bu sefer elemana doğru ...

Devamı Yarına... parçadaki bütün iniş ve çıkışlarım üstteki şarkının yüzündendir , deneysel bir öykü denemesi , bir cümnle bir cümleyi tutmuyor ancak hepside yazlıkta şuursuzca gezinen okaliptüs yaprağı kokuyor

Bu, Senin Araban mı?

Dokun Bana yarışmasının unutulmaz ismi Vedat Kocakaya 5 yıl 18 saat sonra; Harun Kocakıran'ın 'AA silgeçler ne güzel lan?!' deyip uzanırken ellerinin havada kalmasıyla yarışmayı kazandı.Bu sevinç ona ait, kutluyoruz:




Perşembe

Çocuksu Erotizm

Şöyle güzel gözlerine bakayım bi
Al yanaktan, bal dudaktan
Şöyle dur karşımda bakayım iki
Millet yabaan, sen yaban

Şöyle saçını tara ki ;
Çıksın o Monalisai yüzün.
Gülümse bahar açan çiçeklere
Mor menekşe, altın kolye.

İki satırımı hor görme;
Ben şiir bilmem,
Öyle yazarıım, dururum
Bilmem ki nedir bu?
Bardak mı urla mı tuttuğum?


Yer:Ziya Gökalp Kültür Sanat Merkezi
Tarih:24 Kasım
Ne var?:Şiir Dinletisi
Niçin Geleyim?:Şiirlerin Arkasında Olacağım Bebeğim
Çitti geliyim mi lan?:Sen Bilcen

Salı

Arka Koltuktakiler

Babamın; Dünya'nın en etkili fakat güne son derece kötü başlatan uyandırma sistemine karşı olduğum için odamdaki o sivrisineğe güveniyordum.'Sensörsüz'ün birbirinden güncel domuz konuları arasında kaybolurken kalbimin daha yavaş atışını ve cenin pozisyonuna geçişimi bir ebeveyn olarak görmek isterdim.Yarın güzel bir gün olacaktı!

Tahmin ettiğim gibi o sivrisineğin vızıltısıyla uyandım.Kendince B negatif kanımdan yararlanmakta haklıydı.'Günaydın!' dedim ona.Babama karşı olan zaferimi bu şekilde kutlamak beni daha da zinde tuttu.Okul servisimi beklediğim yere gittim.Arzu Pide.Sevgili servis şöförümü gözümün önüne getirerek daha da mutlu oluyordum.5 dakika sonra ipodçalarımda Paul'u seyrettim.Paul diyorum çünkü arkadaş gibi olduk onunla.Sürekli konuşuyoruz, siyasetten şarap zevklerimize kadar.Okulumuzda gömlek yasak olmasına rağmen gömlekliydim.12. dakikaya girerken o güler yüzlü şöför gidiyor, yerine hafif kurnaz biraz sinirli bir adam alıyordu.O sırada karşıdan arkadaşıma benzer birini gördüm.'Walking down the street' tabirine çok güzel uyuyordu.17. dakikada alnımdan soğuk terler geliyordu.'Yagelmeseydi?'Geldi.Bindim.

Resmiyetin güzel bir şey olduğuna inanan servis şöförümüzün uzattığı; kırtasiyeden alındığı gibi bize sunulan o mektubu aldım.'Para!' istiyordu.'Sabah sabah'ın ve servisin yine geç kalmasından dolayı getirdiği eleştirel, nitelikli ve seviyeli esprilerden nasibimi almıştım.En arka orta koltukta oturuyordum.Sol önden okulumuza yeni başlayan arkadaşımız önüne dönük otursa da her an iki arkadaşımın konuşmalarına sadece kendi güleceği esp-komikliklerle katılacaktı.5 saniye sonra da katıldı zaten.Davetsiz misafir olarak karşılanmamak için çabalarken oluşmuştu yüzündeki çizgiler.Diğer yeni gelen çocuk ANKARA'lıydı.İzmir'in sosyokültürel ve metropolitan paradokslarını barındırıyordu yüzünde ve o taranmış saçlarında.Elinde Uykusuz, Ankara'yla İzmir'i yine bir yönden kıyaslıyordu.Kıyaslama bittiğinde başka bir arkadaş bindi.Elimde Ankaralı bir Uykusuz, yanımda da ilk dersi için ödev yetiştirmekte olan bir ÖSS öğrencisi vardı artık.Sonra iki kişi oldular.Ödevi yaparken; 'Oğlum bu nasıl soru lan?xS xP' demeyi unutmuyor bir yandan okulumuza yeni gelmiş arkadaşlara 'Keşke ben de ezik olsaydım sizin gibi, lise 1 olsaydım keşke..' tatlılıkla bulaşıp şimdi bu ödevi yapmazsa hocanın ona neler yapacağını anlatıyor, oradan da hocalar hakkında gırgır şamata muhabbetine giriyordu.Fırat ve Umut Bey bitiyordu, ödev bitmiyordu.Bitti.Okula geldik.Gömlekli öğrencileri 3 metreden bile görebilen radar gözleriyle müdür yardımcıları okul kapısının önünde bekliyorlardı.Bu riski göze alamazdım.Okulun arkasını dolaştım.Başkanlık seçimlerindeki rakip partiye aday öğrencilerin yoğun olduğu sınıfa girmişim pencereden.'sabah sabah' dayağımı yerken cin müdür yardımcılarımızdan biri içeri girdi.'Günaydın!'.

Pazar

pek iyi ifade edilememiş bir orgazm...


işaret parmağıyla yüzük parmağı arasında iki parmağı birbirine bağlayan bir sıvı var;yapışkan ve dertli...o ana kadar hayatının yüzde 80'ini kaplayan karşı cinse en ufak bir ilgi veya alakası kalmamış . ''aa! onlarda insanmış , hiç bu açıdan bakmamıştım '' diyor kendi kendine . bu düşünceyi haftada 5-6 kez tekrar etmiş olsa bile. cilt cilt fotoğraflarına bakıyor insanların , ne kadar saçma diyor . ne kadar saçma bir erkeğin bir kızı öpmesi! ''gaymisiniz ulan'' diye bağırmak istiyor fakat komşu engeline takılıp içine atıyor bu ani çıkışını . dakikalar ilerledikçe bu misantropik düşüncelerin yerini kalça ve bacaklar alıyor . yavaş yavaş eskiye dönmeye başlıyor , pişman oluyor düşündüklerinden . keşke msnden çıkmayıpta 2-3 kızla konuşsaydım diyor . mutfağa gidip suyunu içiyor ve düşünüyor ; kızlar olmasaydı napardık be bilader...buram buram sperm kokan odasına giriiş yapınca yaşadığı eğlenceli günlerin msn başında geçen geceleri geliyor ve neşeleniyor . hüzünle karışık bir mutluluk bu , en yakın dostunun kokusu eşliğinde tatlı ve tuzlu anılarını bir bir aklından geçiriyor . kendini öpmeye başlıyor , herşey ona güzel geliyor . şöyle keyifli bir şarkı açıyor , gece geç olsada bir iki arkadaşıyla muhabbet etmek için facebooka giriyor . ve onu görüyor , arkadaşlık isteği kabul edilmiş!
benim için küçük ama dünya için çok büyük bir adım diyor ve istemeden masaya vuruyor sevinçle . neskafe 3ü biraradasının çekici kokusuna kapılıyor ve dilini haşlaya haşlaya bardağı 10 sn de bitiriyor . gitarını çıkarıyor , akdeniz akşamları tınısında sarhoş müzikleri cızırdatıyor . sonra düşünüyor ,
YÜZÜK PARMAĞIMIN OLMASI GEREKTİĞİ YERDE NEDEN SPERM VAR?
ve elini yıkıyor , sperm akıp gidiyor anıları ve vücuttan aldıklarıyla...

Cuma

Lifestyle Dergisi

Hayatı belli şeyler üzerinde oturttun mu oluyor üstadım.Mesela bir felsefeyi çok pis benimseyeceksin, insanlarla konuşurken 'asıl anlatmak istediğim şu;' veya 'bütün olaylar bunun çevresinde gelişiyor' şeklinde bir izlenim vereceksin.Hep o konu hakkında konuşacaksın, olabiliyor yani.
Bir arkadaşım konfüçyüsçüyüm da konfüçyüsçüyüm diye geziniyor.Din öğretmenimiz, o felsefe hakkında yorumunu yaptığında(dinden saymadı), kötü sözler, el hareketleri havada uçtu.Tartışma yaşandı diyelim.Hani nerde kaldı senin şimdi büyüklerine saygın?Nerde kaldı sadakatın, kibarlığın?Bu kadarmış demek ki konfüçyüsçülüğün.
Gelgelelim böyle entel felsefelerden; seks, nargile, alkol, çevre (yapmak) gibi çok basit amaçlı yaşam stilleri de var.Daha sonra bunlara kariyer de eklenebiliyor.
Ancak öyle bir felsefe var ki, hayatımı altüst eder, pijamamı bile sorgulatır.Kıbrıs Şehitleri'nde Kırçiçeği'nin karşısındaki o sarı tahtaya yapışkan oyuncak adamcıklar atıp '1milyon' diyen o insandan söz ediyorum.Görenler, onun yuvarlak gözlüklü, sırma saçlı, '1 milyon'ların vermiş olduğu yüz kırışıklığı, hippie duruşuyla o mesleği neden ve nasıl yaptığını, o '1 milyon' sesinin o bünyeden nasıl çıktığını, yatmadan önce bir kere düşünmüşlerdir.

Perşembe

Boş

Eğer bir gün; bir gün kameram olursa, kesinlikle bir beyaz eşya reklamı çekerim.Ağlarsın.Hatta your funny valentine'ınla izlersin, ardından seks.
Duygusal bir beyaz eşya reklamı olur mu?demeyin.Oluyor.Hatta insanlar, oyun havalı bir şampuan reklamına da hazır olmalı.Anadölu'nun bir köyünde davullu zurnalı, güle oynaya duş alındığını düşün.Bana belki hayalperest diyorsun, 'but I'm not the only one.'Ancak bunu gerçekten hayal ettiğinde beynin büyük bir çıkmaza son verecek, hayata daha sıkı sarılacaksın.Çünkü köyün geniş düzlüğünde küvetleri nasıl ve ne şekilde yerleştireceklerini, oraya suyu nasıl getireceklerini, kimin çıplak, kimin yarı çıplak, kimin güle oynaya saçını yıkadığını, kimin zurna, kimin davul çaldığını, hatta düşünce yapısının nasıl değişip, köyün çıplaklar kampına döndüğünü düşünmüş olacaksın ki, bu büyük bir adım beynin için.

'Eşimle' bebek beklediğimiz günlerde onu rahat ettirmek için ters çevirilmiş bir buzdolabı aldığım zaman ilişkimizin gücü 5se 7 olur bence.Şahsen ben bebek beklesem ve bana böyle bir şey alınsa çok romantik bulurdum.Hem çok da tabii değil mi allahını severseniz.

Çarşamba

İzmir Şairleri

Boynunda duran bağlanmamış kravatı, aykırı saçı, düğmeleri iliklenmemiş beyaz gömleği, kumaş pantolonu, tek omuzda taşıdığı çantası ve converse ayakkabılarıyla koşturan şu çocuğa bakın hele.Kültür Park'a gidiyor olmalı!

aşık gibisin yine
bak şu koşan sefile,
cebinde para yok
kültür park düşlerinde

diyelim bir masa var önümde
elimde dee bardak,
oturmuş içiyorum,
bardak mı, urla mı tuttuğum?

sen onu bunu boşver,
biraverden haber ver
şimdiki gençler böyledir,
limonlu nargileler.

aşk şarabından da içmişsin,
içkileri karıştırmışsın,
ertesi gün bir de bakmışsın
izmirini yakmışsın

Cuma

Hayatın Diğer Yüzü

Deniz kıyısında, tenini tatlı ama bir o kadar da haylaz bir şekilde okşayan rüzgara sırtını çevirip, yanında duran o bıyıklı insana bakmak. %14 vol kokteylini yudumlarken trompetlerin cümlelerini dinlemek.So what?

Derya Baykal sucks,
Kanalizasyon kapağı plaklı, kargalı reklam.

Cumartesi

Everyday Heroes

Çılgın bilim adamları furyasını çıkaran kanal, son noktasını Extreme Loggers'la koydu bana göre.Genel olarak insanlar tarafından tutulmayan konuları 'çılgın' sıfatı altında bize sunan Discography Channel, yine bana göre Dünya'nın gerçekten en 'hiç de özelliği olmayan' işini bu şekilde sunuyor.Kötülemiyorum, çünkü öteki türlü yeterli ilgiyi uyandıramazlar.

Fragman, 'komik' tabirine uyuyor çünkü, adamların o hiç de özelliği olmayan işlerini yaparken nasıl da gururlandıklarını ve 12-13 yaşındaki genç kız adayları için yapılmış olan 'Hey hadi biraz eğlenelim!' hatta Gossip Girl'deki gibi 'Hadi biraz dedikodu yapalım;)' gibi havalı cümleler kurduklarını gösteriyor:
-Ya bu işi seversin ya da bir sonraki işinin kıymetini iyi bilirsin.

-Aha freestyle yaptı!Oh yeah man, oh yeah puanım sana 9 kanka! dedim içimden Ağustos'da bu fragmanı ilk gördüğümde.

Kapitalizmin sınırsız kaynak üzerine kurulu yapısını da, ağaç kesme işinin bu şekilde gururla, 'Lanet olsun adamım bu erkek işi!', 'Ailecek keresteciyiz lo' diye tanıtılmasını da son derece yanlış buluyorum.Bir fanatiğin, diğer takımın taraftarlarını öldürmesi gibi.Benim aile büyüklerim 'Ne iş gelir elinden?' diye sordukları zaman 'Çok pis ağaç keserim beyim' mi dicek?

Bir de bu programla birlikte 'Verminators' geldi.'Hadi bunda da hayvan haklarını savunuyorum de amınakoyayım' dersen, üzülürüm.32 insanda 3 görülen ender sinek avlama hobisi var bende.Bu yüzden de tam anlamıyla karşıtı değilim.Fare falan da avlıyorlar o ayrı, hiç sevmem öyle şeyleri, sadece sinek.

Son olarak, everyday heroes tabiri çok güzel bence.Bir devlet memurunun bile gününe zinde başlamasına neden olabilir.Yours fatih.. neyse yakşamlar.

Cuma

Bulaşık

Evet, aslında sadece bulaşıktan söz ediyorum ama ben daha fazlasını sunuyorum.Para.Elimi sıcak sudan soğuk suya değdirmeyecek, bana annem gibi bakacak birisini arıyorum bu öğrenci evinde.Şehir dışı yazarken bana mı sordun? demeyin.Şansınızı deneyin.

Çarşamba

Hayatın Acımasız Yüzü

Şengül ablanın yaptığı 'nugget'ları yediğim kadar çorap dikseydim, Derya Baykalla beraber program sunardım.

Cumartesi

İbrahim Tatlıtuğ

Bir de Kıvanç Tatlıtuğ'un 'Gerizekalı' deyişi var kısa bir satırla anlatılır.

sabahım gibi

Eğer bir okul sabahı, erkence kalkıp, sahilde iyice bir yürüyüp, eve geldiğimde de Sabah Gazetesi'nin arka planı tamamen beyaz, maket oyuncak müjdesi veren bir reklamını görürsem benim o hayatımdaki en güzel günlerden biri olur.

Bu kadar kolay aslında bir insan için en iyi günlerden biri olmak.Çok kolay günün işi, memur gibi.Yapması gereken tek zor denilebilecek iş, Güneş'in saat kaçta doğup kaçta batacağını hesaplamak.Ondan sonrası zaten hemen geçiveriyor.Ancak gün, devletine nadiren de olsa süprizler yapabiliyor.

Okul sendromu yaşayan çocuklar rolündeydim o gece.Yatmadan az önce arkadaşlarımı düşündüm, ilk gün herkesin okula nasıl 'Aslında ben buyum!' şeklinde gideceklerini düşündüm.Okul açılmadan önce; tam da o ilk gün için önceden msnde 'Özledim :S' şeklinde konuşulan msn furyası başıma 120 metronomda 8lik iki notayla vurdu.Kardeşim haylaz bir jazzcı havasıyla o flütünü öttürmüştü.'UYUYOZ LAN!' diye bağıracak olursam hem yan odadaki annemlerin tepkisini alacak, hem de kardeşimin yanıma gelip daha çok tüttürmesini sağlayacaktım.Kibarca odasına girdiğimde mimiklerimden korkmuş olacak ki, sustu.Hayallerime kaldığım yerden devam etmek isterken uyumuşum.

Uyandığımda sabah 7'ydi.Neden bu kadar erken kalktığımı sorgulamaya başlayacağım ki ağzımdan 'Bayram?', 'Lan?', 'Barış Manço?' 'Tebrik', 'Belhüdar?', 'Namaz mı?' gibi sorular döküldü.Evet hepsi soruydu.Ağzımın beynimden daha önce çalışmasına şaşırdım.Yeni doğmuş bir Ahmet Çakar'a benziyordum.Salona girdiğimde babam dışarıyı kaşlarını çatmış, çok ciddi bir şekilde izliyordu.Benim geldiğimi duyunca 'Bir terslik var.Saat 7 hava hala karanlık.' dedi.Kafamda hala birçok soru dolaşıyorken sadece şunu dedim:

-Arap farkı, Güneş'e güvenmeyip Ay'a göre takvim yapmışlar.
-Fff, dur bakalım belki doğar, böyle giderse namaza nasıl gideriz?

Duyularımı okşayan koltuklardan birine kıvrıldım.Televizyonu açınca karşıma sayın Tayyip'in mütiş çıkıışlarından birini yaparken yakladım- o beni yakaladı.Korkuyor insan.

'Güneş yoksa, biz, miletimize ampülümüzü yakarız ampülümüzü!Üniter yapımız üzerinden bu tip spekülasyonları organize edenlere obstikal olmamamız mümkün değil!Bakın!Bu hükümet iktidara geldiğinden beri Güneş hep doğuyor! Şimdi de doğacak, milletimiz bayramı kutlayacak, Venüs kıl payı geçecek!

Bilincime yeni kavuştuğum zaman babamın zaten 13 saniyedir açık olan yayını 'Hah!Aç bakayım!' dediğini hatırladım.Diğer bütün kanallarda aynı konu konuşuluyordu, Show Haber'in Cem Garipoğlu'yla ilgili haberleri dışında.Güneş'in doğmamasını ilk yadırgasam da sonra kafama yattı.Hoşuma gitti.

-Peki yörüngeden mi çıktık nasıl ya?
-Bilmiyorum ki.
-Kutuplarda durum nasıl peki?Belki oraları gündüzdür?
-

Babamın ikinci kez beni böyle yarı yolda bırakması hoşuma gitmedi.Ben de odama gittim.Arkadaşlarıma hoş mesajlar attım.Bayram olmasını umarak.Olmuyordu.O karanlıkta anneannemlerin evine gittik.El öpmeler, 'harçlık'(para) vermeler, hoş sohbetler, yerini çatık kaşlarla konuşulan; 'hükümet', 'bilim', 'din', 'dinin bilimdeki yeri', 'olayın Kur'an'daki yeri', 'Apollo', 'kriz' konularına bırakmıştı.Para(harçlık) alamamamın üzüntüsü, hava karanlıkken yenen öğle yemeğinin zevkini geçemeyecekti.

Çok soğuktu hava.8 dereceye kadar inmişti, inecekti.D.B'ye gittim.Saçı başı dağılmış, davul baskılı tişörtüyle açtı bana kapıyı.

-Ağbi buldum ağbi! yaptı.
-Neyi buldun?Kurtulacak mıyız?
-Teknik olarak evet ama, birilerinin canı yanacak.
-İşler tuhaflaşmaya başladı, kimlerin yanacak?

Herşeyi açıkladı, ayrıntısıyla.Proje yarışmasında onu Ege 1.si yapan robotu sayesinde sadece kendisi için büyük değil, Dünya için de büyük bir adım atmış olacaktı.Alçak basınçla yüksek basıncı yer değiştirtip suni bir rüzgar yapıp onun itme kuvvetiyle ışık hızının 10da birine denk gelip plazma enerjisi.. evet anlamamıştım.Ama çok mantıklı gelmişti.Canı yananlar listesinde dikkatimi çeken; Cenk Eren, Kerry King, Gary Becker, Derya Baykal, Paris Hilton, Kıvanç Tatlıtuğ, Kate Bosworth, gibi isimler vardı.Robotu, çember biçimde kestiği çimlerin tam ortasına koydu ve kırmızı düğmeye bastı.Herşey şaşırtıcı bir şekilde düzeldi.Dünya'nın kaderini o ve onun robotu değiştirmişti.İnsanlar bu deneyden haberdar değildi tabi, borsa bir anda yükseldi, kuşlar ötmeye başladı, keresteciler işlerine döndüler, denizin ayağı değdiği en derin yerinde sigara içenler sigaralarını söndürdü.Halk bayramını kutladı.Ancak bir şey değişmişti ki, bir kesimde derin bir yara bıraktı.Ev kadınları artık, artık şeylerden yeni eşyalar, güneş enerjisiyle çalışan ve bize hiçbir yararı olmayan 'zımbırtı'ları yapmalarına yardım eden programlarını yitirmişlerdi.

Güneş'in bu anlamsız sürprizini torunu torbasıyla kutlayanlardan olmadım.Olay sona erdikten sonra sahile çıkıp 'Still Day Beneath The Sun' dinleyerek iyice yürüdüm..

Perşembe

nitelikli ve üstünde uğraşılmış bir eser...


gece bizi çeken sizce nedir?
kısık sesle dinlenen yasak müzik mi?
yoksa pornocuların güzel memeleri mi?
günde ilk defa o saatte yalnız kalmaktır belkide
hoş muhabbet yeni aşklara gebe
aaa etiketlenmişim yine
hem de o çevrimiçiykene
aldım biramı dolaptan
aman baba sen uyu ağırdan ağırdan
karar verdik sabahlarız
biz bu alemde en kabayız
saat olmuş 5
bir kız gelmiş diyor bana keş
alıyorum klavyeyi önüme
sövüyorum sessizce
herkes yattığında o gece
ben eğlendim kız sike sike

Salı

Hangi Mesleği İstiyorsunuz?

Hayatımda hep de ikea kotolokçusu olmak isterim.Noel Baba gibisiniz çünkü.Çaldığınız kapıdan genç bir bayan çıksa karizmanıza vermesi kaçınılmaz.Yeni bir hayat kuranların evlerini yenilemelerinde yardım eden birisiniz SİZ.
' Siz'e vurgu yapmamın sebebi, artık bu tabirin televizyon programlarında mide bulandırıcı bir şekilde bize sunulması.Spor yorumlarını dinlemediğim halde babamın odama-burası erkek odası lan!- şeklinde gelip yatağıma son derece rahat bir şekilde yatıp, benim de içeri girmemle ister istemez kulak kabartıyorum.
'Siz eğer Baroş'sanız sırtınız dönük oynamalısınız', 'Siz eğer Emre Belezoğlu'ysanız bu hareketleri yapmamalısınız' bir de 'Bakın!'la girenler var ama en önemlisi şu:
-Ama, şu maça şunu ver, bu maça bunu ver zaten onu 3 defa yaparsınız, 4.haftada, s-i-k-t-i-r-i yersiniz.Çok afedersiniz..
-Estağfurullah, estağfurullah yani.
Hani keşke bu sadece spor programlarında olsa.'Benim de siyasi düşüncelerim var!' programlarında da kullanılıyor.Açılımlar, sorunlar, ergenekonlar, Obamalar tartışılırken 'siz'ler havada uçuşuyor.
Ben de geçen günlerde bu tip bir programa çıktım, yine böyle kelimeler sarf ettiler; ben de araya girince 'Tekerleksin, topsun, eşcinselsin' gibi kelimeler kullandılar.Yediremedim kendime çıktım gittim.Bayağı büyük bir reklamım yani, Türkiye çapında büyük bir reklamım.İzlemişsinizdir, pantolonları açıyordum neredeyse, herkes gördü, Dünya gördü.
Dün bir sanatçıyla beraberdik.Sevgilerimi sunuyorum ona burdan, Jaco Pastorius'laydık.Kıbrıs Şehitlerinde yakaladım kendisini.Yine çalıyordu köşelerde, haylaz bir yapısı vardır.Çok severim kendisini, saygıdeğer bir insandır.Kasetlerini de hep alırım, sağlığı da yerindeydi.
Şimdi bayram da yaklaşıyor tabi.Aileler birbirlerini ziyaret edecek.Aslında ailemle de yaşamıyorum son zamanlarda.Sokakta yaşıyorum bu aralar.Geçen gün polisin bir ayıbı var bana; bira içerken kimlik sordu, vuruyordu az daha beni ayağımdan.Ona moralim bozuldu.Samimi söylüyorum; tabancalara karşıyım, yani Amerika'yı da desteklemiyorum.Pahalı Amerikan markalarını da giymem zaten.Kimse vurulmasın, o da kötü birşey.
Bayram dedik, herkesin bayramını tebrik ederim.Silahlar patlamasın, havayifişekleri patlamasın, yaralamalar olmasın.Umuyoruz tabi bunları ama, birkaç gün içinde Türkiyede çok büyük ayaklanma olacak.Polis gaz bombası atacak haberiniz olsun.Büyük ayaklanma var.

Cumartesi

Bilgisayarım

Vista updatelerine, deyiminizle güncelleştirmelerine sımsıkı bağlı olan ben, güncelleştirme programı bilgisayarınızda belirdiğinde bilgisayarı yeniden başlatmak için o yeşil gözlü kalın çubuğun arsız ilerlemesini keyifle izlerim.10 dakika, 1 saat, 4 saat diye erteleme seçenekleri var o güzelliğin altında.Bu seçenekleri doğru kullanmayı bu yaşımdan sonra öğrendim.Kafama yattı yani hoşuma gitti.Siz de benim gibi ertelemeyi sürekli 10 dakika yaparak bilgisayarın hayatınızdan kaç tane 10 dakika çaldığını öğrenebilirsiniz.Onu anladık da, abi laptopu olmayanlar ne yapıcaks

Perşembe

erol günaydın yeni gün...



orhun ! (3 saniye sonra) orhun , orhuun! bir tanesi yeterince sinir bozucu olmamış gibi 3 kere ismimin sabahın köründe annem tarafından zikredilmesi moralimi çok derinden bozdu. tehlike geçince annemin bana ayılmam için verdiği 2 koca dakikayı düşündüm ve mutlu oldum , daha 100 saniye var lan diyip gözümü kapadım ve rüyamda gördüğüm şahısın vücut hatlarını tekrar kafamda şekillendirmeye başladım , uyumuşum... Derken topuklu ayakkabı tonunda 4/4'lük bir parçadan fırlama sabit ritimler kulağıma çalındı , ''tık tık tık tık tık '' geliyor dedim . annemin bu sinirle odama girmesinden sonra olacak felaketleri istemeyerek kafamda canlandırdım ve o son 2 saniyemi doya doya uyuyarak yaşadım . odamın ışığının açılmasıyla artık kaybettiğim bir savaşta olduğumu ve hemen çekilmem gerektiğini anladım. uyandığımı belli edercesine atik bir vücut hareketi sergiledim , ikna olan annem mutfağa kuş sütü sağmaya geri gitti . turuncu yatağımda dikeldim , elimi yüzüme götürdüm , dilimi parmaklarımla tutup sonuna kadar çektim . yaşayacağım o boktan günü kafamdan geçirdim burnumdan bir tısıldama narası çıktı . havanın 38 derece olmasına rağmen üşüdüm , yataktan kalktım , ayaklarım üzerinde günü ilk baskısını kurdum . sendeleyerek banyoya gittim . sevimsiz anne ve babamla göz göze gelmemeye çalışarak tuvaletin kapısını kırdım . yaklaşık 14 yaşımdan beri yakın dostumu çıkardım , klozetin kapağını kaldırmadan işedim . (nasılsa damlatmıyordum sağa sola , ne hacet var kapağı kaldırmaya?) sifona hafif bir basınç uygulayarak tuvaleti temizledim . arkamı döndüm ve banyomuzun kocaman aynasına şöyle bir baktım , kendimden utandım ; mosmor gözlerim bana dün geceyi dağınık saçlarımda kirpiyi hatırlatıyordu . hayır ! kendime daha fazla bakamazdım hemen çeşmeye yöneldim suyu açtım elimi ıslattım ve saçımı yapılandırdım. sıra yüzüme gelmişti , avuçlarıma aldığım suyun yarısını dökerek yüzüme çarptım , o an ettiğim küfürleri burada yazmak gerçekten çok ayıp olurdu , ingilizceden almancaya bildiğim bütün dillerde küfür ettim. kokmuş havlumuza yüzümü sildim ve banyodan söylene söylene çıktım . bütün dünya bana düşmandı , telefonuma gelen günaydın mesajlarını atan şerefzislere tek tek küfür yolladım . ve o asla yapmak istemediğim yolculuğuma başladım ; odamla mutfak arasındaki ince koridordan anne ve babamın ''ulan acaba bu çocuk içmiş mi?'' bakışları arasında yapacağım o 10 saniyelik yolcluk...
bu yazı dizisinin sabahın köründe kahvaltı adlı denememle devam ettireceğim efendim

Çarşamba

BaK BaNa, Demet AkaLın Da Dinliyorum MeTaLLiCa da

Aykırı insanları bilen, onlar gibi olmayan ancak o aykırılığa Metallica dinleyerek kendini ucundan kaptırmış insanlardan söz ediyorum.

Her ne kadar uç noktaları yaşam felsefesi haline getirmiş insanlar olsalar bile, olmuyor.Bir gün Tikede yemek yer, diğer gün (paşalar gibi) Dark Sideda birasını yudumlar; rasgele çalan şarkıyı biliyorsa, anında eşlik eder.Bilmediği yerleri mırıldanır ancak google'a .... lyrics yazdığında çıktığı lyrcsfreak, lyricsmania gibi sitelerden öğrendiği-doğru bildiği şarkı sözlerini bağıra bağıra da söyler.Karşısına çıkan dilenci ablaları gözü pek bir şekilde kovalar.Aslandır o.


Akşam eve döndüğünde çok değişik harflerle yazılmış kişisel iletisine sahip Messenger'ını da açar.3ü ortam piçi, 2isi kişisi de metalci olan arkadaşlarıyla konuşur.Metalcilerden grup isimleri öğrenip iki üç şarkı da 'yardırdığını' düşünürsek o günkü hasat iyidir 'metal camiası' açısından.Harvester of Sorrow.Diğer üç arkadaşı da onu başkalarıyla tanıştırdıysa, mekan isimleri öğrettiyse torunlar cıvıl cıvıl.Tam olarak dinlediği iki şey arasında bir köprü olan(Emreğaydın) Teoman ve Duman'dır.Herşey senden daha güzeldir mis.

aşkım seni çok seviyorum...


bu kadar hayvansal bir duygu ve hareketler zincirini karşı cinsin en çok ilgi gösterdiğimiz yeri olan göt ile sembolize edip üstüne bir de açlık ve tutkunun rengi olan kırmızıyı yapıştırmak bence bu kavrama çok büyük bir saygısızlıktır. insan ırkı dünyada varolduğu sürece hep yetenekli hayvanları örnek almış ve bütün icatlarını doğadan taklit etmiştir . (hepsinde de başarılı olunmuştur) örneğin bir uçağın yapısı tıpkı bir kuş gibidir , bir denizaltının yapısı tıpkı ispermeçet balinası gibidir , her gün kullandığımız priz sisteminde bile bir giriş (vajina) bir de iletici (penis) ikilisi kullanılır.bu örneklerden de anlaşılacağı gibi doğa her zaman en doğrusunu yapar ve taklit etmek bize çok şey kazandırır . doğaya baktığımızda bizim aşk diye tabit ettiğimiz olgunun sonunda bireylerin birbirleriyle çiftleşmesiyle sona eren gelip geçici bir olay olduğu gözümüze çarpar . ancak biz insanlar nedense ''her şey sadece seks değil , günümüzde aşk sadece seks oldu'' gibi garip anlamlar yüklüyoruz bu temel ihtiyacımıza. itiraf etmesi gerçekten çok zor olacak ama şunu söylemeliyimki bu geçici duygu fırtınası seksle sonuçlanır ve bir iki birleşmeden sonra sona erir , birey yeni partner arar ve bulur . hayvanlara baktığımızda uzun süreri birliktelik(evlilik) görülmemiş şeydir . buradanda ulaşacağımız sonuç ; evet aşk sadece seksten ibarettir.
Bu yazı dizisini daha sonra devam ettirip moral bozmaya ve kalp kırmaya devam edeceğim . (not:kişisel anlama)

Perşembe

1.

Jessle Hepsi 1. sır dolu bir program mesela.Bütün çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar hepsi o 10 punları alıyor.Hepsi de gerçekten birinci oluyor.Komünizm mesajı almamak içten bile değil.Bir de orada grup köpükçük gibi adlandırılan bir grup var.Jess çocuklara sorular sorup çocuklar bazen anlamadığında veya komik cevaplar verdiğinde stüdyonun anasını sikiyolar.Yani küçük çocukların olduğu yerde o şekilde bir rok mu deyim? deyim rok grubu çıkarıp espri yapınca daan diye basmak komik oluyor bence.Program başlarken başlıyorlar çalmaya bayan vokalle birlikte'Hepsi, hepsi... hepsi birinci hepsi hepsi hepsi birinci!!Playback yapsalar daha iyi bence çocuk programı bu talkshow değil ki.Orada sadece günümüz şarkıları çalcan hatta çocukları da siktirlicen yerine alkış efekti koycan kendi kendilerine program yapçaklar güzel olur bence.


Ben o yaşlarımda hep Ege TV'ye çıkardım.Anaokulumuzun müdürünün kocası, Ege TV'nin sahibi veya müdürüydü, 2-3 haftada bir gidiyorduk nerdeyse.Sadece, bir kere folklör elbisesi giydiğimi, Berk diye bir arkadaşımın bot giydiğini ve canlı yayında kavga ettiğimizi hatırlıyorum.Hangimizin ayakkabıları daha sert diye zıtlaşmıştık ve birbirimizin ayağına basmaya başlamıştık.Proje adamıydım o zamanlar ama o Berk, pis Berk Ayna grubunu kurmuştu ve herkesi almıyordu o gruba.Sarı saçlıydı hatırladığım kadarıyla.Sürekli o gruba girmeye çalışıyordum, birkaç kez girip sonra atılmıştım sanırım.Tiyatrodaki başarılarım orada son buluyor, sözü geçen yine o pis Berk oluyordu.İlk liderlik ruhu, eziklik ve arkadaş-dost meclisine girme kavramlarını o zaman öğrenmiştim.Herkes zürafa, kaplan gibi oyuncakları eline alıp gitar çalıyordu.Rok bizim kanımızda vardı fakat daha sonra porno müzikleri dinledik herkes gibi.Porno müziği de çok yönlü bir kavram.Oraya girersem işin içinden çıkamam lakin bugün Miles Davis'e bile porno müziği diyorlar.
Sabahları Orçun'la oynardık veya konuşurduk.İşte orda tiyatrodaki karizmamı sergileyebiliyordum.Baskın olan bendim, dalga geçerdim arada onunla.
Melike Demir..8. sınıfta çok terletici bir konuşmadan sonra Beyaz Balonda onunla bir ilişki yaşadığımı, öpüştüğümüzü öğrendim.Şok resimlerimizi sınıfa getirdiğinde 'vay be' dedim kendime.Şaka bir yana, en iyi arkadaşlarımdandı 8. sınıfta.
Ceren Çakır, kim şu an Amerikan Kolejinde okuyor, benim diğer arkadaşımdı.Hani Facebook derler ya, anaokulu arkadaşımı öyle buldum.
Yasemin, son günlerde aramız iyiydi hani.Cem, seni de unuttum sanma.
Bu saydığım isimleri şu an görmek çok isterim yani görüştüklerim dışında.İletişime geçerlerse sevinirim.Ateri kasetlerini değiştiğim ve kavga ettiğim arkadaşlarımı görmek bana 90ları hatırlatır.Güzelyalı Beyaz Balon-Burcu öğretmen.

Pazartesi

Jam in E

Bu kosla reklamlarında oynayan kadınların, reklamı çektikten sonra ailelerinin geri kalanının, komşuları ve arkadaşlarının ailelerine haber vermesini bir düşünün.Çünkü kadın asla kendi reklamını yapmaz, o zaten televizyondadır.Herkesin yanında onu ailesi, şöhret yapar:

-E Songül de reklama çıktı ya..!

-E Murat sana demedim mi Songül bu reklamdaki diye..Koşuşturmacaylan unuttuk sormayı bak.

-E n'apıyım Songül çok değişmiş orda yalan mı?

Nurgül önce Songül'e, sonra Murat'a dönerek:

-E azcık saçını boyatmışsın doğru ama yani göz var nizam var o burun aynı Nurgül!

Soğuk, redin bir sessizlik olur.Songül'ün reklam geliriyle yaptırılacak olan burnunun konuya gelmesiyle salondaki gerilim iki katına çıkar.Konuyu değiştirmek isteyen, o anda hislerden en masumunu hisseden Fırat bey atılır:

-Var mısın yok musunda da Mahmut kazanmış 500ü.

Alt kültürün televizyona yansımasını bu çeşit gerilim dolu bir ortama yüklemek, hem onu utandırmış hem de salonda kalan diğer 5liden soyutlamıştı.Soğuk terler geliyordu şimdi alnından.Etrafına baktığında sadece konuştuğu zaman ona çevrilen yüzler konuşma bittiği anda çevrilmişti eski yönüne.Songül, hala Nurgül'e apansızca bakıyordu.Nurgül ise soktuğu lafın ağırlığını saniyeler geçtikçe anlıyor, endişelenmeye başlıyordu.

-E h be şimdi dencek laf mıydı bu Nurgül! diye gitgide yükselen bir sesle yakındı Fırat Bey'in biricik eşi Özgül hanım.

-F#zla uzatmayın!Murat Bey erkeklerin Fırat Bey'le sarsılan otoritesini düzeltmek istiyordu.

Ve en sonunda televizyondaki dizi reklama girer ve o reklam görülür.Reklamdan sonra D#sperate Housewives birbirlerine bakarlar.Reklam aslında biz sıradan insanlar için o kadar sıradandır ki, onlar arkadaşlarının oynadığı o reklamı gözlerinde abartmışlardır.Sadece koslaydı olay.Kutu açmacayı seyreden insanlar bile buna bakmazlardı.BirC#k insan bundan hiçbir şekilde etkilenmezken, bu reklam sadece rol alan kadının ve arkadaşlarının ailelerini etkilemişti.

G#z göre göre bu duruma düşen Songül Hanım aslında yine onlardan avantajlıydı.En azından onun parayla yaptıracağı bir burnu olacaktı.

Cuma

Aydın Yorumu


Geçen cumartesi söylemesi ayıp pera palace'da az şekerli malezya kahvemi yudumluyordum , zevkle beyoğlunun o eşsiz kargaşasını o eşsiz gürültüsünü kokluyordum. Aniden kral dairesi olan odamdan televizyon sesi geldi , normalde televizyon seyretmeyi pek tercih etmem bilirisiniz , ancak o an farklı bir şey oldu ve RTE the PrimeMinister'ın sesi yankılandı kulaklarımda.Hani şu son günlerde gündemimizi epeyce meşgul eden ''Kürt Açılımı'' ya da namı diğer ''Demokratik Açılım'' dan bahsediyordu . Kulağımı kabarttım ve uzun uzun dinledim . Yaklaşık 5 dakikalık bir reklam arası verildi ve bende oda servisinden bir ıstakoz salata reca ettim . Istakoz salatam geldi afiyetle yerken yayın tekrar başladı . RTE babayı sabırla dinledim ve şu kanıya vardım ; Türk , Kürt, Trük , Krüt , Ürtk , Rtük bütün bu farklı ırklar bizim renkliliğimizdir . Ne kadar başımıza bela olsalarda ne kadar bize yıllardır yaklaşık 100 milyar dolar zarar ettirdilerse ne kadar binlerce gencimizi ''hadi amınakoyım dağa çıkıp çocuk öldürelim'' deyip şehit ettilerse ne kadar uyuşturucu pazarı kurup oradan milyarlarca dolar kaçak ticaret yaptılarsa ne kadar bütün şehirlerimize sızıp kapkaç , yankesicilik , hırsızlık gibi işerden para kazanıp ne kadar arabamızı kundakladılarsa ne kadar kötü reklamımızı yaptılarsa ne kadar yabancı ülkelere göçüp Türk imajını sikip attılarsa ne kadar ülkemizi gerip içsavaşa kadar sürükledilerse ne kadar 15 çocuk doğurup türkiye nüfusunu olağan dışı rakamlara çıkardılarsa ne kadar bizim kendi topraklarımıza bize yönelik mayınlar döşeyip onları adam öldürmek gayesi için kullandılarsa kullansın onlar bizim kardeşimizdir.Onlar bizim rengimizdir.Farklılıklara saygı göstermeliyiz.
Ben bu rahat koltuktan kıçımı yayarak yazıyorum bu satırları , lütfen mehmetlerimiz size ateş etseler bile karşılık vermeyin çünki adamlar haklı . Son 20 yılda yüzlerce gencimizi öldürdüler.Ben bu açılıma destek veriyorum bilader.
Ayrıca başka rahatsız orospu çocuğu uluslar varsa onlarda kendi aralarında silahlı bir örgüt kurabilir , yıllarca adeta savaş verebilir . Biz olan olduktan sonra binlerce adam öldükten sonra size bir açılım yapar sizi dağdan indiririz . Her nerede farklı ulus varsa dağa çıksın bizi öldürsün ,biz nasılsa belli bir süre sonra sizi indiririz.

Honky Tonk Train Blues

Aydınlanan doğamızda süren anlamlı yolculuğumuz devam ediyor.Tatil, okuldan daha çok şey öğretiyor insana.Örneğin nargilenin en altındaki cam şişeden, diğer elle de sapından tutulması gerektiğini öğrendi bir arkadaşım.Öğrenmesinin bedelini biz çektik çevreye yayılan tütün kokusuyla.Hani en kötü zarar da yaşanmadı(maddi bakımdan).Bir nargile parası ödememek, onları manevi boyutta da zedelemek biraz hafifletti baş dönmemi.

Şimdi sıralayacaklarım tatilde düşündüğüm veya sorguladığım, öğrendiğim veya öğrenmediğim şeyleri kapsayacaktır.Kendim hakkında ve okurla diyalog halinde yazıyorum.

Sigara yasağına gerek yoktu aslında.Subliminal mesajı doğru verelim yeter.

Ora'nın Kırçiçeği'nden daha pahalı olduğunu öğrendim mesela.Ora hakkında kelime esprileri yapmak insanı zevk için sevişmiş yunus gibi etkiliyor(%1.32lik kısım için).

Steven Wilson hayal ettiğim adam değilmiş.

Uçmak isterim bir albatrosla.10 yıl boyunca yere hiç inmeden havada kalabiliyor.Zeplin gibi.

Dudaklarımda altın zehirli ok kurbağasının zehirini taşıyorum, kızlar?

God is fashion.

Kadifekale's Blues.Gloria Jeans' Blues.St.Louis Blues.Mango Blues.

Göztepe'nin kuruluş dönümünde Karşıyaka'lı arkadaşlarıma kalpli Portsmouth yastıklarından gönderdim.

Perşembe

Çok Hızlı Çalıyorum


Gittiğim anaokulunda tek punkçu ben, popçu ve new ageçi arkadaşlarım tarafından dışlanıyorum.
Cem bugün, Melodi'nin yanında bana vurdu.Bu tam da tuvalet eğitimini alamamış, daha kişilik arayaşında olan bir çocuğun davranışıydı.Fakat ben ona karşılık vermedim.Bunu İrem öğretmen gördüğünde ona kızdı ve benim olgun tepkimden dolayı bana 'Aferin canım :)' yaptı.
Gülüşü o kadar sıcaktı ki..4 ateri kasedine değerdi.Melodi de çok güzel ama İrem öğretmen bana hep iyi davranıyor.Uzun sarı saçları, 1.63 civarındaki boyuyla beni büyülüyor, siyah elbisesi ve siyah eteğiyle beni kendine çekiyor.
Melodi'nin yaş günü var yakında ama ne alacağımı bilmiyorum.Barbie istemediği için de seviyorum onu, diğer kızlardan farklı.Ritmix alışkanlığımı ona söylediğimde de hiç yadırgamadı zaten.Bir gün onunla içeceğiz zaten sahilde.Annelerimiz de arka bankta oturacak.
Bir gün stüdyomuza geldiğinde benden çok etkilendiğini hissettim.Her ne kadar New Age dinlese de punk tarzımıza saygı duyuyor.
Sevil öğretmeni hiç sevmiyorum.Onun otoriter yapısı beni çok rahatsız ediyor.Bize yüksek topuklu ayakkabılarıyla tepeden bakması sadece benim değil, bütün arkadaşlarımın dikkatini çekiyor.
Her erkek bebeğin bir pipili resmi olur ancak bana saygı duyup bu banyodaki fotoğrafımı çektiler.Bunu ileride arkadaşlarıma göstericem.4'e giden bir kuzenim var, kız arkadaşlarına göstermiş çok şirin bulmuşlar.
23 Nisan kutlamalarında folklör takımında görevliyim.Çalışmalardan sonra arkadaşlarım yogaya gidiyor bense öyle kalıyorum.Ancak geçen çalışma çıkışında Arda ile konuşurken bana Melodi'yi sevdiğini, 3 ateri kasedi karşılığında ondan ayrılmamı söyledi.Ona öyle bir cevap vermeliydim ki yüzünü kızartacak.Hemen aklıma İrem öğretmenin yanımızda olduğunu düşündüm ve dedim ki'Çaldığım hızlı notalardan sadece birisin.Umarım başka tondaki bir şakıda aradığını bulursun'.

Çarşamba

vodaphone-anı yaşa!


ali bey yüzme bilmiyordu , heralde yıllardır eşini tatile götürememesinin haklı bahanesi buydu
ali bey fiziki anlamda hiç iddalı gözükmüyor ve hayatı boyunca yenilgiyi kabul ediyordu
tuvalette işerken göbeğinden y*rr*ğının gözükmemesi , adeta sütyen takılacak boyutlarda göğüslerinin olması , boyun ve göğüs kafesi arasında büyük bir yastık görevi gören gıdığının şıpır şıpır terlemesi ... onu hiç rahatsız etmiyordu
ali bey yıllardır aynı eşe sahipti , evlendiklerinden bu yana yaklaşık 30 kilo alıp aynı boyda kalan eşi ona dünyanın en çekici kadını gibi gelmiyordu
ali bey'in hayatta gerçekten hiçbir hedefi yoktu , belki maaşına yapılacak yüzde 2 zam ya da yeni bir kravat...
her gün uyandığında bizim duyduğumuz o en uç noktada ki duyguları duymasına olanak yoktu , ne heyecanlanır ,ne erken kalktığına küfreder , ne biricik aşkını düşünür , ne ikicik aşkını düşünür , ne de o gün olacaklardan ötürü korku duyardı
yüzünü yıkadığında aynaya bakmaz ,en hoş pozisyonlarını aynaya göstermez , lavaboya tükürür çıkardı
3 çeşit takım elbisesinden en çapsız olanını seçer ve yaz kış kısa kollu çizgili gömleğini giyerdi
sokakta yürürken asla , gökyüzüne bakıp sabırsızlanmaz , telefonuna sarılmaz , gideceği yerin yolunu aklında çizmezdi
iş yerine girdiğinde nabza göre şerbet verir kimine ''selamunaleyküm '' kimine ''günaydın'' derdi
son derece ordinary* bir günün ardından yorgunluk hissetmez , kimseye yakşamlar demez , daha eve gitmeden kimseyi özlemezdi
pijamalarını giydiğinde o mütiş günü kafasında kurmaz , yarın yaşayacağı mütiş günü iple çekmez , o nu düşünüğ 31 çekmez, yatar uyurdu
ali bey emekli olduktan sonrada yaşamaya devam etti , 67 yaşında 50 yıldır kirada oturduğu evinde sıçarken kalp krizi geçirdi ve klozeti bok püsür edip hayata gözlerini yumdu
ali bey öldü ve artık bu yapamadığı şeylerin hiçbirini yapamayacak , ışıklar kapandığında açık havada sırt üstü yatıp mutluluğun dibine vurmuşken yıldızları sayamayacak , en önemlisi ali bey artık çalışamayacak
ama ali bey için sevindirici olan bir şey var o da ; kısır olduğu için sürekli dedikodu malzemesi olmaktan kurtulmuş olması

Pazartesi

Dün gece hep onu aradım, evimden çıktıktan 30 metre kadar sonra bulacağımı biliyordum.Fakat yürüdüğümde onu bulamadım.İçimden 'Sorun değil, biraz daha yürürüm' diye geçirdim.Çok fazla insanın olmadığı o caddede yine kendimle konuşarak yürüyordum.Kendime acıyordum onu bulabileceğimi sanarak.5 dakikada bir düşüncelerim kısır döndüye giriyor ve her seferinde boşveriyordum.
Bir 40 metre daha yürüdükten sonra çevreme bakındım yine.Belki sahile çıkmıştır diye düşündüm ve oraya doğru yürüdüm.İnsanları, araba seslerini duymamak çok güzel oluyordu yürürken.Yağmur yağmaya devam ederse set kırılacaktı, kırılırsa da kalacak bir yeri kalmayacaktı.
Şaşkına dönmüştüm, hala yoktu ama evden çıkmadan önce umudumu kaybetmemem için söz vermiştim kendime.Yürüdüm.Elimi telefona götüremiyordum.Sahilden evlere bakınca evlerin arasından büyük bir düzlük gördüm.Diğer tarafıma bakınca denizi göremedim.Kenara oturdum.Kendimi toparladıktan sonra kalktım.Herşey netti.
Kendime belli etmeden umudum azalıyordu, yoktu işte.Yürürken biri kolumdan tutuyordu ki yere düştüm.Kolumdan tutmaya çalışan adam beni tutamamıştı.Kulaklığımı çıkartıp 'Azcık dikkatli yürü ama' dedi.Düşüncelerimin beni uyuşturmasına izin vermiycektim.
Çok az daha yürüdükten sonra onu gördüm.Yanında bana çok benzeyen bir çocuk vardı.Koştum onlara doğru, koştuğumu fark etmediler.Önlerine geçtiğimde çocuğun eski ben olduğunu gördüm.Uzun zaman olmuştu o sahneyi yaşayalı, belki de bulmak istediğim uzun zaman önceki bir haldi.Uzun zaman da özlenmişti, ama artık gerçeklere dönmenin vakti gelmişti.
Yataktan kalktım ve kahvaltımı etmek üzere mutfağa gittim.

Pazar

ettiyiroyrum...


  • göz kapaklarımın arasına canımı acıtan ve beni ayık tutan kibritler yerleştirdim
  • çok kısa bir süre o şekilde uyanık kaldım
  • daha sonra kalın sesli bir adam ''ateşin var mı genç?'' diye sordu ve izin almadan gözlerimin arasındaki kibriti aldı
  • artık tek gözüm kapalıydı , üç boyutlu göremiyordum
  • üzüldüm halime ve ben de bir sigara yakmaya karar verdim
  • diğer gözümdeki kibriti de çıkararak yaktım sigaramı
  • iki gözümde kapalı olduğu için uyumuşum , sigaranın külleri üstümde parti veriyorken
  • tenime değen sıcak korun verdiği ani soğukluk hissiyle rüyamda öpüştüğüm kızdan damlayan salyalarla üstümdeki küçük çaplı yangını söndürdüm
  • salyam yetersiz geldi ve işedim , yangın söndü
  • akşam bir arkadaşımın yanına gidecektim ve tek kıyafetim üstümdekilerdi ,çiş koka koka gittim
  • kapıda beni pembe telli bir gülümsemeyle karşıladı , bir kaç kere burnunu koku alır gibi oynattı
  • bilim dergilerinde öğrendiğim ''idrar kokusu kadını çeker'' hipotezi yanlış çıkmıştı
  • pembe tellerini benim sonradan sararmış t-shirtüme geçirdi ve beni yedi
  • yaklaşık 7 saat sonra kızın güzel götünden dışarıya atılmak suretiyle bünyesini terkettim
  • Türkiye'nin gelişmemiş lağam sisteminde sığ sularda bir oraya bir buraya yüzerken ahmet piriştina'nın sesini duyar gibi oldum
  • ''artık pohlarımız körfeze atılmayacak''
  • o gün bugündür ölmeyi beklerim ancak bir türlü ölemedim , hayatımı bir kızın en utanç duyduğu şey olarak deavam ettiyiroyrum.

Perşembe

Fast Food

Menzuniyet balosuna gitmek istediğinde giydiği 'muhteşem' kıyafetini bana göstermek istediğinde filmlerdeki gibi karşısına geçip 'çıplak daha güzelsin bebeğim' dediğimi hatırlıyorum o arkadaşıma.Bana üst dişlerini azıcık gösteren dudağı bükülmüş şaşırmış ifadesini yaptıktan sonra güzel bir anım oldu diyebilirim.
Mesela bir de başka bir arkadaşımın evinde, arkadaşım ve tanımadığım bir kız ile birlikte 3 kişi olduğumuz akşam, arkadaşımın bir bira daha almaya çıktıktan sonra uzun bir süre gelmediğini-gelmeyeceğini de varsayarak 'Ben birayı sevmem, aşkı, şarabı kadını daha çok severim' diye çok saçma bişey söyledikten sonra da olmuştu.Daha sonra kendimden utandım ama o çok mutluydu.
İmza gününde bir kızın bana işaret yaptığını gördüm fakat ne olduğunu anlamamıştım.Onu takip ettim.Değişik bir odaya girdiğimde onu o halde gördükten sonra, evet.
Dans dersi almaya gittiğim cuma akşamı biraz geç saate kalmıştım.Hoca çıkmıştı bizim çalışmamızı isteyerek.Odanın anahtarını aşağıdaki bekçiye vermemizi söyledi.Anahtarı, ertesi gün pilatez toplarıyla çevrili minderin üzerinde yatan iki bedenin çevreye saçılmış pantolonlarını ve eteklerini karıştırarak buldular.

Cuma

Last Chance to Evacuate Planet Earth, Before It Is Recycled

Öyle ki, çevre edinme kaygısı biz ergenlerde sık görülen bir rahatsızlıktır.Bu rahatsızlığı gidermek için Facebook yaratıldı.Facebookta tanımadığımız ancak adını çok duyduğumuz isimleri eklememiz mümkündür.En azından o kişi hakkında bilgi sahibi olunur, arkadaşları kimdir nelerdir öğrenebiliriz.

Öyle ki, chatte başlayan tanışıklığımız ileri gidebilir.Daha iyi arkadaş olabiliriz.Ancak, bu kişi ekleme olayını abarttığımızda, çevre edinme konusunu yani hormonunu kontrol edemeyiz.

Öyle ki, iki kız, iki erkek olmak üzere 4 ergeni 2 ayrı odaya alıyorlar.İlginç, onların dikkatini çekebilecek birtakım sorular sorduktan sonra da serbest bırakıyorlar, biz sizi arayacağız diyorlar.

Öyle ki o 4 ergen çıkışta kıkırdaşa kıkırdaşa labaratuvaré koşullarından çıkıyorlar.Asıl deney o zaman başlıyor.Nitekim, önceden yerleştirdikleri siyasi partilerden aldıkları dinleme cihazlarını o 4 ergene takmışlardı önceden.

Aslında şöyle, biri diğerinin soyadını soruyor, diğeri noldunu merak ediyor, karşılığında Facebook accountun var mı diyor.Bu çocuk üst kademe diye tabir ettiğimiz koleje giden çocuq.Yani arkadaş sayısı en az 727.Şimdi bu diğerlerini de tetikliyor, onlar da alıyorlar soyatları, ayrıldıklarında; koleje giden iphoneünden, diğer ikisi mesajlar bölümüne kaydettiği taslaklardan, diğeri de internet kafede internete girip önceden peçeteye yazmış olduğu soyatlara bakıp onları ekliyor veya kabul ediyor.

Şu şekilde ki; bu dinleme cihazlarıyla birbirlerini eklediklerini anlayamayan deney uzmanları , görüntülü bir izleyici-dinleyici yerleştirmek için çocuqları tekrardan çağırıyorlar.

O biçimdir ki kolejli özgüven sahibi çocuk çıkıp 'Bi deneyi beceremediniz bizim projelerimiz daha karışık!Ben bile bu yaşımda daha iyisini yapardım.İncelemek istediğiniz tam şeyi söyleyin yardım edelim bari!' diyor.Diğerleri de kısık seslerle onaylıyorlar.

Herşeyi geçtim aslında şöyle, bu sefer gençlere Ruffles reklamında, 'NBA göbek göbeğini(bu benim tabirim, göbek göbeğe havada çarpışmak aslı) yaparak en çok Ruffles paketini patlatmacada gerçekten o kadar fazla paket patlayabilir mi?' sorusunu Myth Busters ekibi sorgulamış önceden, bunlara bu mühim deneyde yardımcı olmalarını istiyorlar.

O değil de, kolejli çocuk önceden 300 dolara aldığı Tommy'sini giymiş, belki televizyona çıkarlar diye, bu 'yağlı' bulduğu işi reddediyor.Ona, bir marka düşük olan, LCW marka bir tişörtü teklif ettiklerinde çılgına dönüyor ve önceden uzatmış olduğu tırnaklarıyla bütün deney için kullanılacak olan Ruffles paketlerini patlatıyor.Ergen kızlardan biri ona gitar çalıp çalmadığını soruyor.Çocuk bass gitar çaldığını söyleyince kız da 'o zaman pena kullan' diyiveriyor.Çocuk daha çok çılgına dönüyor sebebi şu, 'PENAYLA NASIL SLAP YAPARIM ULAN?!' diyor.Myth Busters ekibini çok belgesel izlediği için, aralarında tek bilen araştırmacı kolejli çocuk onları görünce sakinliyor.Ama Jamie Hyneman bıyıklarını kesmiş önceden.Bunu görünce çocuk, bu yaşında kalp krizinden olay yerinde ölüyor.

Herşeyi geçtim; bir şekilde deney tamamlanıyor ve elde edilen sonuç, çocuklar birbirlerini facebookta ekledikten sonra araları daha sımsıkı oluyor ve 'Çok kişi eklemek arkaşlığa zararlı' efsanesi çuvallıyor.

Bi de şu var, çuval demişken aklıma geldi Ruffles efsanesi noldu diye, onu da Doritos paketleriyle yapıyolar ama önceden bunlar daha sıkı paketlenmiş tamam mı, deneyin bir değişkeni olma koşulunu göz ardı etmemek için tekrar Ruffles almaya çalıştıklarında paralarının o LCW tişörte harcandığını fark ediyorlar bu şekilde de efsane çuvallıyor.Tolqa

Perşembe

shortcut ...


Az sonra soğuk , kokusuz , gürültüsüz bir sokaktan geçeceğim.Neden geçeceğim konusunda en ufak bir fikrim yok . Kulağımın içinde inişleri çıkışları olan karamsar bir şarkı çalıyor , kitaplardan okuduğum kadarıyla bu tip halüsinasyonlar 2-3 gün uykusuz kalınma durumlarında beynin vücudu uyutmak için tanıdık bir kişiyi veya sesi sürekli tekrarlaması sonucunda meydana gelir. Benim tekrarlanan sesim ise , the end of everything . 2 hafta önce işime son verilmesi , eşimin kafamda tabak kırması , siktiğimin hayatında sahip olduğum tek şeyin üstümdeki don olması , anne ve babamın daha yeni vefat etmiş olmaları ve param varken oynadığım bir halı saha maçında yaraladığım dizimin bakımsızlıktan iltahapla kaplanması... Tipik bir 30 yaş adamımdan beklenen dertler , hayatın anlamını çözememekle karışık , yalnızlık , birlikte mastürbasyon yapacağınız arkadaşlar yerine zorunlu iş arkadaşlıkları... Evet , hepsini yaşadım ve tam ortasındayım . 50 yaşıma kadar hayatta kalmayı bşarabilirsem bugünleri gözlerim sulanarak hatırlayacağımdan eminim , o yüzden gözyaşlarımı 50 yaşıma saklıyorum.Erken başlayan ereksiyon problemlerim , bel fıtığım , bol tuzlu biberli evliliğim evliliğim , hepsini düşündümde saat 3'te bu dar sokaktan neden olduğumu bilmeden geçmem için çok gerekli sebeplerim var. Bir umut var içimde yolumu bir tinerci keserde boğuşuruz diye . Sonra da belki portakal kokan kafama çiğnenmiş sakız yapışmış , ağzım açık yıldızları seyrederken ölürüm orada. Güneş ilk ışıklarını vurduğunda yıldızların gösterisi bitmiş olur ve polis abiler güneş ölü gözlerimi yakmasın diye gözlerimi kapatıp , kokan bedenime Zaman gazetesi örterler.Hepsi tamam da otopsi bana çok koyar , emek emek yaptığım adelelerimi bir bir neşterle yardıktan sonra bira kokan böbreğimi çöpe atmalarını , sayısız kız için çarpan kalbimi yerinden söküp buz gibi bir kaba koymalarını , hayatımda önemli olan bütün kararlarımda büyük etkisi olan penisimi kesip ''bio hazard'' poşetine koymalarını , çok sevdiğim arkadaşlarımın omuzlarında terli terli dolaşan ve onları bütün sevgisiyle sıkan ellerimin içinden tüp geçirip kanımı boşaltmalarını... Bunlara tanık olamam , ölmemeliyim . Karaktersiz bir tinercinin tinerin dozunu kaçırmasının kurbanı olamam , herşey o kadar basit değil.Bu yaştan sonra yapacak çok şeyim olmamasına rağmen hala eğlenebilirim . Tamam , kafamı yastığa koyduğumda asla göremeyeceğim arkadaşlarım aklıma gelince bir iki damla gözyaşı dökeceğim , ilk yaptığım haylazlıkları çok buruk bir gülümsemeyle anacağım , neden o kızla hiç konuşmadım diye üzüm yerken kusacağım ama bende eğlenebilirim...
Ve eğer eğlenmek istiyorsam o sokaktan geçmemeliyim...

Çarşamba

Tansaşevi-Gezelim Görelim

Tnsş oturduğum yerde ıssız, herkesin söylemeye çekindiği bir yerdir.Alışveriş yapılmak zorunda kalınmışsa 'hadi bir un alıver ORDAN' denir mesela.
Çok kedi var ve o mütiş otoparkında ıssız polis, counter strike, paintball, saklanbaç, hatta İlgi'yi biraz daha geçince doktorculuk bile oynanabilir.Bence oranın üçüncü bi kilise sokağı olma ihtimali var.oRaYa girince aslında güzel bir yer olduğunu görüyorsunuz.Standart bir şubenin vermiş olduğu korkusuzlukla alışverişinizi yapıyorsunuz ama çıktığınızda yine o otopark ve oyun parkı var.oRaNın arkasında Susuz Dede var.İştee orası İzmir'in en güzel parkıdır ama nitekim en belalı yeridir; Eşrefpaşa, Buca, Limontepe, Tepecik, Kadifekale gibi yerleri saymazsak tabi.Susuz kalarak ölmüş bir ermişin yatırıymış denir.Çok büyük bi şehir efsanesi var orda zaten.Oraya girince davranışların değişmesinden anlaşılıyor.Cuma günleri adaklar adanır, horoz kesildiğini duydum.
Küçüklüğümden beri o en tepedeki lambanın üstüne çıkıp Smyrna manzarası izlemek istemişimdir.Servisimin beni yukardan bırakmasıylan çocukluk hayalimi bir nebze gerçekleştirebildim diyebilirim.Bohçacı kadınlar korkumu yendikten sonra oraya çıktım ve ağaçların bir nebze engellemiş olduğu o manzarayı içime çektim.Merdivenlerden aşağı sallandım.3 küçük çocuk beni bekliyordu.Birisinin elinde cep telefonu vardı, babasına küfrediyordu, 'AKŞAM EVE GELME ULA!' yaptıktan sonra 'bülöfünü yiyim senin' dedim içimden.Orada Starbucks psikolojisi ile hareket etmek(gereksiz rahatlık), sizi hazin sonuçlara götürebilir.Nitekim, 3 tane göt kadar çocuktan orada korkun azizim.'Kelebekler hızlı uçar'.Kimsenin müdahale edemeyeceği, sesinizin asla duyulmayacağı istemsiz erotizmin yaşanabileceği çok kör noktalar var.Ağaçlar her yanı kaplıyor aşağı inerken, orda bi Villa Fırat var bir tek o sizin korkunuzu hafifletiyor.'Eğer siz bir Tolga'ysanız' arkanız dönük oynayabilmelisiniz.Siz eğer oradaki belalı arkadaşlara çok bakarsanız, bohçacı kadınların diline düşerseniz veyahut yanlış yerlere girerseniz siz sıçmışsınız.Zaten çıkıyosun tam karşıda bizim apartman var.Benim odam çok güzel görüyor orayı ama ağaçlardan bişey gözükmüyor.


Evet, oRaSı Suzuzdede'den çok daha güvenli ama oranın tam yağmurlu, kapalı bir Pazar günü edası var.

Pazartesi

sen ve senin pembe ellerin...



Tom son derece farklı bir genç , anne ve babasının ona uygun gördüğü isim Thomas olmasına rağmen çevresindeki herkes ona Tom diye sesleniyor.Thomas'ın sosyal hayatı da gayet renkli okulda geçirdiği eğlenceli zamanın haricinde hayat tecrübesine tecrübe katan organizasyonlarda olabildiği kadar bulunmaya çalışıyor.Yüzdeye vurulduğunda arkadaşlarının yüzde 85,342'si tarafından seviliyor.Ama Tom'a bu sevgi yetmiyor mümkün olduğu kadar az osuran bir kızın ojeli elinin özenerek yaptığı göğüs kaslaranın üzerinde yavaşça dolaşmasını istiyor.Tom kendine bir aday bulmuş bile , hemen hemen haftanın her gününde uzaktan gördüğü ve kendi kriterlerine uygun bir dişi..Baktımı insanın içini gören opak gözleri , aynı renkteki ojeleri , aurasına girildiğinde hissedilen keskin parfüm kokusu , özen gösterilen bacakları.Tom bu konuda kendine çok güvenmiyor ve kızla mümkün olduğu kadar az ancak önemli anlarda temas kuruyor.İkisi de haftasonunun 1 saatini çok da popüler olmayan bir resim kursunda harcıyor.Tom kendini resim kursunda daha iyi ifade ediyor , yerinde esprilerini yaptıktan ve olumlu tepkiler aldıktan sonra daima kıza bakıyor ve onun eşsiz beyaz dişlerinin tadını çıkarıyor bir iki saniye...
(bu paragrafı kızın gözünden oğlana bakmak için açmıştım ancak asla bir kız olmadığım için bu bakış açısında bazı hatalar yapacağım kanaatine vardım ve kızın gözünden bakmaktan vazgeçtim,ancak bunu deneyimlemeyi isterim)
Gelen yazın habercisi cıbıl cıbıl garılar sokaklarda dolaşmaya başlayınca Tom'un hormonları patlama noktasına geliyor ve Tom kontrol edilemez bir biçimde kıza yaklaşmaya başlıyor.Tom'un ağzı iyi laf yapıyor hormonlarının isyan çıkarmasından yaklaşık 2 hafta sonra okuldaki ilişkilerini de arkadaşlık moduna getiren Tom kıza bir gün sinema teklif ediyor.Sinemanın avantajı şudur ; ne uzun sohbetler gerektiren ve göz göze bakılacak uzun dakikalar doğurur ne de karşıdakine olan ilginin açık bir şekilde beyanı olarak nitelendirilir.
Sinema sabahı Tom herzamankinden erken kalkıyor , dişini fırçalıyor ,dağınık saçlarını hiç ellemiyor parfümünü sıkıyor , üstünü giyiyor ve evden çıkıyor.Resim kursuna giderken Tom'un kalp atışları yüzdeye vurursak yüzde 23,142 oranında artıyor ve yolda gün boyunca kıza nasıl davranacağını düşünüyor.Resim kursunun kapısından içeri zamanında giriyor ve o tanıdık boya kokusunu içine çekiyor.Kızı görüyor ,kız kız arkadaşlarıyla son derece tatlı bir şekilde konuşuyor ve odaya Tom girince sözünü yarıda kesip Tom'un yanına yavaş adımlarla geliyor , Tom her adımda balta oluyor (ereksiyon) . Kızın her adımı Tom'un 20 milimetresine mal oluyor , kızın Tom'a varmasına 2 adım kala Tom kendini kontrol edemiyor ve aniden boşalıyor!Kendini kontrol edemiyor ve can acısı nidası koyveriyor; 'aaooh''.Boşalma sırasında harcanan enerjiyi dizinden kesiyor ve dizlerini belli oranda büküyor.
İlk başta ne oldğunu anlayamayan kız sonra olayın vahimiyetini anlıyor ve 80 yaşında bir erkeği bile kendine getirebilecek kadar sevecen bir gülüş atıyor.Bu gülüşün anlamını iyi bilen Tom o gün sinemada hiç zorluk çekmiyor , çok samimi dakikalar yaşanıyor ve adeta kızı ayarlıyor.
İlerleyen haftalarda ikisi de resim kursunu bırakıyor ve bu değerli saatlerini birlikte geçiriyorlar , Tom hayal ettiği gibi kızın elini koparana kadar ısırıyor , onun saçını çekiyor , baldırına sert dizler atıyor ve mutlu dakikalar geçiriyor.(kızı bilmem) Ve bir gün olan oluyor Tom'un evi bir geceliğine boşalıyor, Tom doğal olarak kızı evine davet ediyor . Kıza teklif geldiğinde kız hiç düşünmeden ''kaç tane bira alıyım gelirken'' diyor.
Kızı elinde siyah poşetlerle eve aldığında Tom sokakta olduğu kadar rahat olamıyor ancak kızın rahatlığı ve doğallığı ikisi içinde gecenin mükemmel geçmesini sağlıyor . Tom'un annesinin yaptığı soğuk yemekleri yiyen çift bütün gece biralarını içip kafa oluyorlar.Saat 3 gibi ikisi çıkıp ikişer bira daha alıyorlar ilk seferinde çekindikleri bakkaldan.Eve dönüldüğünde Tom'un aklına şahane bir fikir geliyor ; bilgisayarı açıp kızı düşünürken dinlediği müzikleri kızla birlikte içerek dinlemek...Bu yaratıcı fikir geceye heyecan katıyor , kızla Tom'un müzik zevkleri birbirlerine çok zıt değil.Çok eğlenceli ve dengesiz(alkol sebebiylen) bir 1 saatin ardından ışıklar sönüyor ve bilgisayar kapanıyor.Tom'un aklının bir köşesinden sakladığı prezervatifi çıkarmanın tam zamanı olduğu geçiyor ancak Tom o değerli dakikaları sevgilisiyle sürekli dönen bir dünyada geçirmeyi tercih ediyor.Birbirlerinin heryerine ıslak öpücükler konduruyorlar ve belli bir süre sonra sızıp kalıyorlar.
Ertesi sabah ki Tom'un duygularını anlatmaya kelimeler yetmez , videolar yeter.

The Song Remains The Same


Sersemlemiş ve kafası karışmış biçimde ileriliyordu odanın içine.Çalan yine o şarkıydı.That was a song of hope.Şarkılar hep aynı kalıyordu yıllar geçse de.O kutlama gününde raknrola da doyamamıştı zaten.Yağmur şarkısını söylemişlerdi hep birlikte.Koca pastanın çeğreği bile kalmamıştı 4 kişiye rağmen.

Pazar

Denizler Cıvıl Cıvıl

Denizde kızlara karşı erkekler şeklinde oynanan, topu yakalamaca oynunun aslında iki cinsiyetin de karşı cinsiyeti tanımak adına yaptığı ve iki tarafın da bundan zevk aldığı, 3-4 kişinin rahatlıkla üst üste binebildiği, yakın temasın, sınırlı cinselliğin üst noktalarda olduğu ve özellikle kızların kur yapması, erkeklerin güçlerini ve yüzme yeteneklerini göstermesi bakımından harkulağde bir aktivite olduğunu biliyor musunuz?

Akdenizde geçirdiğim o tatilde, Haşmet Lüleburgazlı'nın kaleminden aldım bu notları ben.Onunla kaldığım o kısa sürede gözlem yeteneğim bir nebze artmışsa ne mutlu bana.Kitaplarda ve büyüklerin deneyimli defterlerinde yazmayan satırlardan dersler verdi bana.Ear trainingimi de geliştirdi sayılır.4 farklı çay bardağı sesini ayırt edebiliyorum mesela.

Gözlem derken, blogun izleyici sayısının 3 olup, aslında çok çok daha fazlaca kişinin düzenli olarak izlediğini benim bilip, 3 izleyicinin de 3ünün de kız olması insanlarda 'bu ne lan adamlar çok karizmatik olmalı ki sadece kızlar izliyor' demesi aslında bizim için çok iyi bişey değil.Karizmatik olunuyor, hayat sizi oraya atıyor zaten ama izleyici sayımız 2x'se x+1i kız istiyoruz biz.Yakın zamada Haşmet ağbi de gelicek zaten oh.Oldu mu 4

Hail to Dudullu


Çalkantılı yaşamımla sık sık gündeme gelmek, bazen beni yoruyor.Geçen gün Dudullu Postası'ndan röpörtaj yapmak isteyen muhabirler geldi.GloRiA JeaNs kaféde oturduuk, konuştuk.Fiyatta anlaşamasak da bir röportajımı yaptılar.Ben bi tane Frappuchiono söyledim, onlar kahvé ile yetindiler(İlk gidişleriydi, belliydi, haha, ama çok pahalı tutmasın diye de söylemiş olabilirler).Konuşma esnasında etraftaki saygın insanlar çaktırmadan bana bakıyorlardı tabi.Hıncal Uluç tarzı takınmayı alışkanlık edindiğim için anlamsız bir özgüvenim vardı.
Sordular sarıçiçeğe:
-İstanbul'u 3 kelimeyle bize anlatır mısınız?
-Göbek, scapula, beykoz.
-Fransız aksanınızı neye borçlusunuz?
-Anneme
-Madran mı Erikli mi?
-Erikli
-Uyku problemi çektiğiniz bir anda ıssız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız 3 şey nedir?
-Yataşşaklarımı, ipod çalarımı, en tatlı birini.
-Nine West mi La Senza mi?
-Park Bravo, yeah
Bu konuşmadan bir sıfır yenik ayrıldıkları belliydi.Ben cingözlerimle onlara bakıyordum.Hesabı istedi solda oturan yanlışlıkla, gülüştük.Uykum gelmişti artık yatmalıydım, aniden yanımıza 'Eğlence çekirdeeööaarggk!' diyen kültürel hayata nanoentegre olmuş bir Primatlar takımının Hominidae familyasına (Türklerin deyimiyle aile) dahil olan bir PongoPygmaeus geldi.Arkasından gelen ise gül satıcaktı bize eminim.Gay olmadığımı anladı ve masamızdan uzaklaştı.Sonra son model eshot otobüsüne binerek daireme gittim.

Cuma

baş ağrısı ve yarattığı paradokslar...


Baş ağrısının keyfini sürüyorum şu an eminim dünyada bu kadar karamsar bu kadar kış kokan bu kadar gece iskelede turlamak kokan bu kadar dışarıda sigara içerken donan kıç kokan bu kadar nefsinin donmasını izlemek kokan bir duygu yoktur.Kışı seviyorum ve beynimin biryerlerinde bu saydıklarımın hepsi güzel tecrübeler olarak birbirleriyle ilişki içinde ki her acı çektiğimde veya üzüldüğümde aslında mutlu oluyorum.Tabi bu durum duygu-durum bozuklukları denilen ve psikozun bir semptomu olan nörolojik bir rahatsızlıkla da ilişkilendirilebilir ama sanmıyorum.Kötü olarak nam salmış duygular benim hoşuma gider bu saydığım ilişkilendirme iç güdüsünden dolayı. Örneğin bacağımı biryere vurduğumda,o malum ayak parmağını kapı altına sıkıştırdığımda , bağırmamak için kendimi zor tuttuğum acılar yaşadığımda daima şunu düşünürüm ''ulan bütün gün kan,vahşet,erkeklik,yoket moket dinledin bi erkeklik yapta şu acının tadını çıkar'' ve o an düşündüğüm şarkının sert melodisini içimden geçiririm.Çok büyük bir acı olmadığı sürece bunu yaparım ve acım hafif geçtiği zaman korkaklık yapıp hayıflanmadığım için kendimle gurur duyarım.Başka bir kötü duyguyu ele alalım;örneğin üzüldüğümde daha doğrusu üzülmem gereken bir durum olduğunda şöyle düşnürüm '' aa tıpkı filmlerdeki gibi,ulan orhun hakkaten yaşıyosun kötü olsa da tadını çıkar bu gerçek duygunun'' ve ardından buruk bir gülümseme atarım aynaya.
Hatırladığınız gibi konuya başımın ağrıdığını size şikayet ederek girmiştim ancak bunun benim için kötü birşey olmadığını da söylemiştim . Bu konu hakkında örnekler de verdim fakat sebebini söylemedim. İşte can alıcı noktaya geldik , sizin ders çıkaracağınız ve benimde kendimi kanıtlayacağım o bölüme.Acı,hüzün gibi duygulardan benim hoşlanmam şu lafın beynime iyice oturması sonucu oldu ''Neden toplu bir yerde osurmazsın da odan da osurursun?Çünki sen insanların kendileri gibi olan insanlardan nefret ettiğini bilirsin.''Ne alaka diyecek olursanız onu bana değil Marko Paşa'ya anlatın.

There is no greater sorrow than to recall happiness in times of misery



Perşembe

Torunları Yemlemece


Munis sitemize girdiğiniz an, misery index bölümünde yazan albüm kritikleri yok, bu dikkatinizi çekmiştir.Biz torunlar bunu sonradan çeşitli gerekçelerle yapmadık.Torunları yemlemece bölümü bu doyumsuzluğu bir nebze önlemek için yapıldı zaten.

Ne var ki, sosyokültürel veya siyasi açıdan yazılarımızı sevmeyen, bizi yıkıcı eleştiren arkadaşlarımız sitemize girdiğinde sıkılıp, 'AAa, ne güzel balıkları yemlicem :Ç' diye oynadığı o oyunda aslında çok gizli bir mesajı göremiyor haliylen.3 ayrı noktaya yem attığınız zaman, o 3 balık kendine düşen yemleri almıyor.Hep başkasınınkini tüketeyim anlayışı var.Lokmaları bitirdikten sonra da hurra başka bir yeme yüzüyorlar hızlıca.3ü de kendi yemimi yiyeyim ne güzel, eşit miktarda yem dağıtıldı bize demiyorlar.

İşte, burda aslında bilinçaltınıza gönderdiğimiz mesajı algılamamanızın sebebi, onlara 1 tane yem atmanız olabilir.O yem de 3 parçaya dağılıyor ama her zaman 3ü de yiyemeyebiliyor. vesselam.

İşte bugünkü Dünya'mızın hali de böyle.Tıpkı torunlar gibiyiz.Petrol nerede varsa, orda denize giriyoruz.Kara altın bizi etkisi altına aldı bile.