Cumartesi

durak... (kısaltılmıştır)


uzaktan , çok uzaktan hoperlör sistemi bass ağırlıklı modifiye edilmiş bir araçtan gelen müzik sesi geliyor.etrafıma bakıyorum tek tük seçilen insanlardan bazıları müzikten duydukları rahatsızlıkları dile getirircesine kafalarını sallıyorlar , pek fazla kendilerine güvenmeden.bu tip toplumsal durumlarda genellikle tarafsız kalan ben , arkamdaki bakımlı iki hoş bayana yanlış bir izlenim vermemek için kafamı sallıyor ve öne doğru belli belirsiz bir iki adım atıyorum götüme kurt kaçmışcasına.yaklaşık 20 sn süren ve gittikce büyüyen aracın etkisi geçince kimin ne olduğu gün yüzüne çıkıyor.kafalarını sallayıp bu durumu tasvip etmeyenler aristokrat, çalan şarkıya yer yer eşlik edip birbirlerinin omuzlarına vuranlar halk.kafamdaki etiketleme işlemi kısa bir sürede bittikten sonra etrafıma daha bilinçli bakıyorum , halkın yoğunlukta olduğu kesimden yavaş yavaş uzaklaşıp aristokrasiye kucağımı açıyorum.halk kesimi durağın içini doldurmuş vaziyette , az önce arabadan aldıkları gazla cep telefonlarından müziklerini açıp durağı diskoya çeviriyorlar, biz aristokratlar ise mümkün olduğunca otobüs beklemeyen bir hava vermek için duraktan uzaklaşıyoruz.rakamlar ardı ardına geçiyor hiçbirisi kafamdaki üçhaneli sayıyla uyuşmuyor...dakikalar geçtikçe otobüsler geliyor,otobüs geldikçe duraktaki yüzler değişiyor.yaklaşık 15 uzun dakikanın ardından artık otobüs durağında yepyeni bir jenerasyon filizleniyor.kimin halk kimin aristokrat olduğu belli değil , uzun bir gözlem zamanı gerek etiketlerini yapıştırmak için.düşüncelere dalmış giderken cebimde usulca titreyen bir objenin varlığını hissediyorum;telefon...ebeveynlerime gerekli açıklamayı kısa bir süre de yapıyor ve içim rahat bir şekilde telefonu kapatıyorum.beklememle doğru orantılı olarak şişen baldır kaslarım artık kotumu iyice zorlamaya başlıyor,otobüsümün yaklaşık 40 dakikadır gelmemesi bende derin kuşkular uyandırmaya başlıyor.gecenin o mütiş mazotlu havasını derince içime çekiyor , gözümü kapatıyor ve ''hayırdır inşallah diyorum''...