Pazartesi

Jam in E

Bu kosla reklamlarında oynayan kadınların, reklamı çektikten sonra ailelerinin geri kalanının, komşuları ve arkadaşlarının ailelerine haber vermesini bir düşünün.Çünkü kadın asla kendi reklamını yapmaz, o zaten televizyondadır.Herkesin yanında onu ailesi, şöhret yapar:

-E Songül de reklama çıktı ya..!

-E Murat sana demedim mi Songül bu reklamdaki diye..Koşuşturmacaylan unuttuk sormayı bak.

-E n'apıyım Songül çok değişmiş orda yalan mı?

Nurgül önce Songül'e, sonra Murat'a dönerek:

-E azcık saçını boyatmışsın doğru ama yani göz var nizam var o burun aynı Nurgül!

Soğuk, redin bir sessizlik olur.Songül'ün reklam geliriyle yaptırılacak olan burnunun konuya gelmesiyle salondaki gerilim iki katına çıkar.Konuyu değiştirmek isteyen, o anda hislerden en masumunu hisseden Fırat bey atılır:

-Var mısın yok musunda da Mahmut kazanmış 500ü.

Alt kültürün televizyona yansımasını bu çeşit gerilim dolu bir ortama yüklemek, hem onu utandırmış hem de salonda kalan diğer 5liden soyutlamıştı.Soğuk terler geliyordu şimdi alnından.Etrafına baktığında sadece konuştuğu zaman ona çevrilen yüzler konuşma bittiği anda çevrilmişti eski yönüne.Songül, hala Nurgül'e apansızca bakıyordu.Nurgül ise soktuğu lafın ağırlığını saniyeler geçtikçe anlıyor, endişelenmeye başlıyordu.

-E h be şimdi dencek laf mıydı bu Nurgül! diye gitgide yükselen bir sesle yakındı Fırat Bey'in biricik eşi Özgül hanım.

-F#zla uzatmayın!Murat Bey erkeklerin Fırat Bey'le sarsılan otoritesini düzeltmek istiyordu.

Ve en sonunda televizyondaki dizi reklama girer ve o reklam görülür.Reklamdan sonra D#sperate Housewives birbirlerine bakarlar.Reklam aslında biz sıradan insanlar için o kadar sıradandır ki, onlar arkadaşlarının oynadığı o reklamı gözlerinde abartmışlardır.Sadece koslaydı olay.Kutu açmacayı seyreden insanlar bile buna bakmazlardı.BirC#k insan bundan hiçbir şekilde etkilenmezken, bu reklam sadece rol alan kadının ve arkadaşlarının ailelerini etkilemişti.

G#z göre göre bu duruma düşen Songül Hanım aslında yine onlardan avantajlıydı.En azından onun parayla yaptıracağı bir burnu olacaktı.

Cuma

Aydın Yorumu


Geçen cumartesi söylemesi ayıp pera palace'da az şekerli malezya kahvemi yudumluyordum , zevkle beyoğlunun o eşsiz kargaşasını o eşsiz gürültüsünü kokluyordum. Aniden kral dairesi olan odamdan televizyon sesi geldi , normalde televizyon seyretmeyi pek tercih etmem bilirisiniz , ancak o an farklı bir şey oldu ve RTE the PrimeMinister'ın sesi yankılandı kulaklarımda.Hani şu son günlerde gündemimizi epeyce meşgul eden ''Kürt Açılımı'' ya da namı diğer ''Demokratik Açılım'' dan bahsediyordu . Kulağımı kabarttım ve uzun uzun dinledim . Yaklaşık 5 dakikalık bir reklam arası verildi ve bende oda servisinden bir ıstakoz salata reca ettim . Istakoz salatam geldi afiyetle yerken yayın tekrar başladı . RTE babayı sabırla dinledim ve şu kanıya vardım ; Türk , Kürt, Trük , Krüt , Ürtk , Rtük bütün bu farklı ırklar bizim renkliliğimizdir . Ne kadar başımıza bela olsalarda ne kadar bize yıllardır yaklaşık 100 milyar dolar zarar ettirdilerse ne kadar binlerce gencimizi ''hadi amınakoyım dağa çıkıp çocuk öldürelim'' deyip şehit ettilerse ne kadar uyuşturucu pazarı kurup oradan milyarlarca dolar kaçak ticaret yaptılarsa ne kadar bütün şehirlerimize sızıp kapkaç , yankesicilik , hırsızlık gibi işerden para kazanıp ne kadar arabamızı kundakladılarsa ne kadar kötü reklamımızı yaptılarsa ne kadar yabancı ülkelere göçüp Türk imajını sikip attılarsa ne kadar ülkemizi gerip içsavaşa kadar sürükledilerse ne kadar 15 çocuk doğurup türkiye nüfusunu olağan dışı rakamlara çıkardılarsa ne kadar bizim kendi topraklarımıza bize yönelik mayınlar döşeyip onları adam öldürmek gayesi için kullandılarsa kullansın onlar bizim kardeşimizdir.Onlar bizim rengimizdir.Farklılıklara saygı göstermeliyiz.
Ben bu rahat koltuktan kıçımı yayarak yazıyorum bu satırları , lütfen mehmetlerimiz size ateş etseler bile karşılık vermeyin çünki adamlar haklı . Son 20 yılda yüzlerce gencimizi öldürdüler.Ben bu açılıma destek veriyorum bilader.
Ayrıca başka rahatsız orospu çocuğu uluslar varsa onlarda kendi aralarında silahlı bir örgüt kurabilir , yıllarca adeta savaş verebilir . Biz olan olduktan sonra binlerce adam öldükten sonra size bir açılım yapar sizi dağdan indiririz . Her nerede farklı ulus varsa dağa çıksın bizi öldürsün ,biz nasılsa belli bir süre sonra sizi indiririz.

Honky Tonk Train Blues

Aydınlanan doğamızda süren anlamlı yolculuğumuz devam ediyor.Tatil, okuldan daha çok şey öğretiyor insana.Örneğin nargilenin en altındaki cam şişeden, diğer elle de sapından tutulması gerektiğini öğrendi bir arkadaşım.Öğrenmesinin bedelini biz çektik çevreye yayılan tütün kokusuyla.Hani en kötü zarar da yaşanmadı(maddi bakımdan).Bir nargile parası ödememek, onları manevi boyutta da zedelemek biraz hafifletti baş dönmemi.

Şimdi sıralayacaklarım tatilde düşündüğüm veya sorguladığım, öğrendiğim veya öğrenmediğim şeyleri kapsayacaktır.Kendim hakkında ve okurla diyalog halinde yazıyorum.

Sigara yasağına gerek yoktu aslında.Subliminal mesajı doğru verelim yeter.

Ora'nın Kırçiçeği'nden daha pahalı olduğunu öğrendim mesela.Ora hakkında kelime esprileri yapmak insanı zevk için sevişmiş yunus gibi etkiliyor(%1.32lik kısım için).

Steven Wilson hayal ettiğim adam değilmiş.

Uçmak isterim bir albatrosla.10 yıl boyunca yere hiç inmeden havada kalabiliyor.Zeplin gibi.

Dudaklarımda altın zehirli ok kurbağasının zehirini taşıyorum, kızlar?

God is fashion.

Kadifekale's Blues.Gloria Jeans' Blues.St.Louis Blues.Mango Blues.

Göztepe'nin kuruluş dönümünde Karşıyaka'lı arkadaşlarıma kalpli Portsmouth yastıklarından gönderdim.

Perşembe

Çok Hızlı Çalıyorum


Gittiğim anaokulunda tek punkçu ben, popçu ve new ageçi arkadaşlarım tarafından dışlanıyorum.
Cem bugün, Melodi'nin yanında bana vurdu.Bu tam da tuvalet eğitimini alamamış, daha kişilik arayaşında olan bir çocuğun davranışıydı.Fakat ben ona karşılık vermedim.Bunu İrem öğretmen gördüğünde ona kızdı ve benim olgun tepkimden dolayı bana 'Aferin canım :)' yaptı.
Gülüşü o kadar sıcaktı ki..4 ateri kasedine değerdi.Melodi de çok güzel ama İrem öğretmen bana hep iyi davranıyor.Uzun sarı saçları, 1.63 civarındaki boyuyla beni büyülüyor, siyah elbisesi ve siyah eteğiyle beni kendine çekiyor.
Melodi'nin yaş günü var yakında ama ne alacağımı bilmiyorum.Barbie istemediği için de seviyorum onu, diğer kızlardan farklı.Ritmix alışkanlığımı ona söylediğimde de hiç yadırgamadı zaten.Bir gün onunla içeceğiz zaten sahilde.Annelerimiz de arka bankta oturacak.
Bir gün stüdyomuza geldiğinde benden çok etkilendiğini hissettim.Her ne kadar New Age dinlese de punk tarzımıza saygı duyuyor.
Sevil öğretmeni hiç sevmiyorum.Onun otoriter yapısı beni çok rahatsız ediyor.Bize yüksek topuklu ayakkabılarıyla tepeden bakması sadece benim değil, bütün arkadaşlarımın dikkatini çekiyor.
Her erkek bebeğin bir pipili resmi olur ancak bana saygı duyup bu banyodaki fotoğrafımı çektiler.Bunu ileride arkadaşlarıma göstericem.4'e giden bir kuzenim var, kız arkadaşlarına göstermiş çok şirin bulmuşlar.
23 Nisan kutlamalarında folklör takımında görevliyim.Çalışmalardan sonra arkadaşlarım yogaya gidiyor bense öyle kalıyorum.Ancak geçen çalışma çıkışında Arda ile konuşurken bana Melodi'yi sevdiğini, 3 ateri kasedi karşılığında ondan ayrılmamı söyledi.Ona öyle bir cevap vermeliydim ki yüzünü kızartacak.Hemen aklıma İrem öğretmenin yanımızda olduğunu düşündüm ve dedim ki'Çaldığım hızlı notalardan sadece birisin.Umarım başka tondaki bir şakıda aradığını bulursun'.

Çarşamba

vodaphone-anı yaşa!


ali bey yüzme bilmiyordu , heralde yıllardır eşini tatile götürememesinin haklı bahanesi buydu
ali bey fiziki anlamda hiç iddalı gözükmüyor ve hayatı boyunca yenilgiyi kabul ediyordu
tuvalette işerken göbeğinden y*rr*ğının gözükmemesi , adeta sütyen takılacak boyutlarda göğüslerinin olması , boyun ve göğüs kafesi arasında büyük bir yastık görevi gören gıdığının şıpır şıpır terlemesi ... onu hiç rahatsız etmiyordu
ali bey yıllardır aynı eşe sahipti , evlendiklerinden bu yana yaklaşık 30 kilo alıp aynı boyda kalan eşi ona dünyanın en çekici kadını gibi gelmiyordu
ali bey'in hayatta gerçekten hiçbir hedefi yoktu , belki maaşına yapılacak yüzde 2 zam ya da yeni bir kravat...
her gün uyandığında bizim duyduğumuz o en uç noktada ki duyguları duymasına olanak yoktu , ne heyecanlanır ,ne erken kalktığına küfreder , ne biricik aşkını düşünür , ne ikicik aşkını düşünür , ne de o gün olacaklardan ötürü korku duyardı
yüzünü yıkadığında aynaya bakmaz ,en hoş pozisyonlarını aynaya göstermez , lavaboya tükürür çıkardı
3 çeşit takım elbisesinden en çapsız olanını seçer ve yaz kış kısa kollu çizgili gömleğini giyerdi
sokakta yürürken asla , gökyüzüne bakıp sabırsızlanmaz , telefonuna sarılmaz , gideceği yerin yolunu aklında çizmezdi
iş yerine girdiğinde nabza göre şerbet verir kimine ''selamunaleyküm '' kimine ''günaydın'' derdi
son derece ordinary* bir günün ardından yorgunluk hissetmez , kimseye yakşamlar demez , daha eve gitmeden kimseyi özlemezdi
pijamalarını giydiğinde o mütiş günü kafasında kurmaz , yarın yaşayacağı mütiş günü iple çekmez , o nu düşünüğ 31 çekmez, yatar uyurdu
ali bey emekli olduktan sonrada yaşamaya devam etti , 67 yaşında 50 yıldır kirada oturduğu evinde sıçarken kalp krizi geçirdi ve klozeti bok püsür edip hayata gözlerini yumdu
ali bey öldü ve artık bu yapamadığı şeylerin hiçbirini yapamayacak , ışıklar kapandığında açık havada sırt üstü yatıp mutluluğun dibine vurmuşken yıldızları sayamayacak , en önemlisi ali bey artık çalışamayacak
ama ali bey için sevindirici olan bir şey var o da ; kısır olduğu için sürekli dedikodu malzemesi olmaktan kurtulmuş olması

Pazartesi

Dün gece hep onu aradım, evimden çıktıktan 30 metre kadar sonra bulacağımı biliyordum.Fakat yürüdüğümde onu bulamadım.İçimden 'Sorun değil, biraz daha yürürüm' diye geçirdim.Çok fazla insanın olmadığı o caddede yine kendimle konuşarak yürüyordum.Kendime acıyordum onu bulabileceğimi sanarak.5 dakikada bir düşüncelerim kısır döndüye giriyor ve her seferinde boşveriyordum.
Bir 40 metre daha yürüdükten sonra çevreme bakındım yine.Belki sahile çıkmıştır diye düşündüm ve oraya doğru yürüdüm.İnsanları, araba seslerini duymamak çok güzel oluyordu yürürken.Yağmur yağmaya devam ederse set kırılacaktı, kırılırsa da kalacak bir yeri kalmayacaktı.
Şaşkına dönmüştüm, hala yoktu ama evden çıkmadan önce umudumu kaybetmemem için söz vermiştim kendime.Yürüdüm.Elimi telefona götüremiyordum.Sahilden evlere bakınca evlerin arasından büyük bir düzlük gördüm.Diğer tarafıma bakınca denizi göremedim.Kenara oturdum.Kendimi toparladıktan sonra kalktım.Herşey netti.
Kendime belli etmeden umudum azalıyordu, yoktu işte.Yürürken biri kolumdan tutuyordu ki yere düştüm.Kolumdan tutmaya çalışan adam beni tutamamıştı.Kulaklığımı çıkartıp 'Azcık dikkatli yürü ama' dedi.Düşüncelerimin beni uyuşturmasına izin vermiycektim.
Çok az daha yürüdükten sonra onu gördüm.Yanında bana çok benzeyen bir çocuk vardı.Koştum onlara doğru, koştuğumu fark etmediler.Önlerine geçtiğimde çocuğun eski ben olduğunu gördüm.Uzun zaman olmuştu o sahneyi yaşayalı, belki de bulmak istediğim uzun zaman önceki bir haldi.Uzun zaman da özlenmişti, ama artık gerçeklere dönmenin vakti gelmişti.
Yataktan kalktım ve kahvaltımı etmek üzere mutfağa gittim.

Pazar

ettiyiroyrum...


  • göz kapaklarımın arasına canımı acıtan ve beni ayık tutan kibritler yerleştirdim
  • çok kısa bir süre o şekilde uyanık kaldım
  • daha sonra kalın sesli bir adam ''ateşin var mı genç?'' diye sordu ve izin almadan gözlerimin arasındaki kibriti aldı
  • artık tek gözüm kapalıydı , üç boyutlu göremiyordum
  • üzüldüm halime ve ben de bir sigara yakmaya karar verdim
  • diğer gözümdeki kibriti de çıkararak yaktım sigaramı
  • iki gözümde kapalı olduğu için uyumuşum , sigaranın külleri üstümde parti veriyorken
  • tenime değen sıcak korun verdiği ani soğukluk hissiyle rüyamda öpüştüğüm kızdan damlayan salyalarla üstümdeki küçük çaplı yangını söndürdüm
  • salyam yetersiz geldi ve işedim , yangın söndü
  • akşam bir arkadaşımın yanına gidecektim ve tek kıyafetim üstümdekilerdi ,çiş koka koka gittim
  • kapıda beni pembe telli bir gülümsemeyle karşıladı , bir kaç kere burnunu koku alır gibi oynattı
  • bilim dergilerinde öğrendiğim ''idrar kokusu kadını çeker'' hipotezi yanlış çıkmıştı
  • pembe tellerini benim sonradan sararmış t-shirtüme geçirdi ve beni yedi
  • yaklaşık 7 saat sonra kızın güzel götünden dışarıya atılmak suretiyle bünyesini terkettim
  • Türkiye'nin gelişmemiş lağam sisteminde sığ sularda bir oraya bir buraya yüzerken ahmet piriştina'nın sesini duyar gibi oldum
  • ''artık pohlarımız körfeze atılmayacak''
  • o gün bugündür ölmeyi beklerim ancak bir türlü ölemedim , hayatımı bir kızın en utanç duyduğu şey olarak deavam ettiyiroyrum.

Perşembe

Fast Food

Menzuniyet balosuna gitmek istediğinde giydiği 'muhteşem' kıyafetini bana göstermek istediğinde filmlerdeki gibi karşısına geçip 'çıplak daha güzelsin bebeğim' dediğimi hatırlıyorum o arkadaşıma.Bana üst dişlerini azıcık gösteren dudağı bükülmüş şaşırmış ifadesini yaptıktan sonra güzel bir anım oldu diyebilirim.
Mesela bir de başka bir arkadaşımın evinde, arkadaşım ve tanımadığım bir kız ile birlikte 3 kişi olduğumuz akşam, arkadaşımın bir bira daha almaya çıktıktan sonra uzun bir süre gelmediğini-gelmeyeceğini de varsayarak 'Ben birayı sevmem, aşkı, şarabı kadını daha çok severim' diye çok saçma bişey söyledikten sonra da olmuştu.Daha sonra kendimden utandım ama o çok mutluydu.
İmza gününde bir kızın bana işaret yaptığını gördüm fakat ne olduğunu anlamamıştım.Onu takip ettim.Değişik bir odaya girdiğimde onu o halde gördükten sonra, evet.
Dans dersi almaya gittiğim cuma akşamı biraz geç saate kalmıştım.Hoca çıkmıştı bizim çalışmamızı isteyerek.Odanın anahtarını aşağıdaki bekçiye vermemizi söyledi.Anahtarı, ertesi gün pilatez toplarıyla çevrili minderin üzerinde yatan iki bedenin çevreye saçılmış pantolonlarını ve eteklerini karıştırarak buldular.

Cuma

Last Chance to Evacuate Planet Earth, Before It Is Recycled

Öyle ki, çevre edinme kaygısı biz ergenlerde sık görülen bir rahatsızlıktır.Bu rahatsızlığı gidermek için Facebook yaratıldı.Facebookta tanımadığımız ancak adını çok duyduğumuz isimleri eklememiz mümkündür.En azından o kişi hakkında bilgi sahibi olunur, arkadaşları kimdir nelerdir öğrenebiliriz.

Öyle ki, chatte başlayan tanışıklığımız ileri gidebilir.Daha iyi arkadaş olabiliriz.Ancak, bu kişi ekleme olayını abarttığımızda, çevre edinme konusunu yani hormonunu kontrol edemeyiz.

Öyle ki, iki kız, iki erkek olmak üzere 4 ergeni 2 ayrı odaya alıyorlar.İlginç, onların dikkatini çekebilecek birtakım sorular sorduktan sonra da serbest bırakıyorlar, biz sizi arayacağız diyorlar.

Öyle ki o 4 ergen çıkışta kıkırdaşa kıkırdaşa labaratuvaré koşullarından çıkıyorlar.Asıl deney o zaman başlıyor.Nitekim, önceden yerleştirdikleri siyasi partilerden aldıkları dinleme cihazlarını o 4 ergene takmışlardı önceden.

Aslında şöyle, biri diğerinin soyadını soruyor, diğeri noldunu merak ediyor, karşılığında Facebook accountun var mı diyor.Bu çocuk üst kademe diye tabir ettiğimiz koleje giden çocuq.Yani arkadaş sayısı en az 727.Şimdi bu diğerlerini de tetikliyor, onlar da alıyorlar soyatları, ayrıldıklarında; koleje giden iphoneünden, diğer ikisi mesajlar bölümüne kaydettiği taslaklardan, diğeri de internet kafede internete girip önceden peçeteye yazmış olduğu soyatlara bakıp onları ekliyor veya kabul ediyor.

Şu şekilde ki; bu dinleme cihazlarıyla birbirlerini eklediklerini anlayamayan deney uzmanları , görüntülü bir izleyici-dinleyici yerleştirmek için çocuqları tekrardan çağırıyorlar.

O biçimdir ki kolejli özgüven sahibi çocuk çıkıp 'Bi deneyi beceremediniz bizim projelerimiz daha karışık!Ben bile bu yaşımda daha iyisini yapardım.İncelemek istediğiniz tam şeyi söyleyin yardım edelim bari!' diyor.Diğerleri de kısık seslerle onaylıyorlar.

Herşeyi geçtim aslında şöyle, bu sefer gençlere Ruffles reklamında, 'NBA göbek göbeğini(bu benim tabirim, göbek göbeğe havada çarpışmak aslı) yaparak en çok Ruffles paketini patlatmacada gerçekten o kadar fazla paket patlayabilir mi?' sorusunu Myth Busters ekibi sorgulamış önceden, bunlara bu mühim deneyde yardımcı olmalarını istiyorlar.

O değil de, kolejli çocuk önceden 300 dolara aldığı Tommy'sini giymiş, belki televizyona çıkarlar diye, bu 'yağlı' bulduğu işi reddediyor.Ona, bir marka düşük olan, LCW marka bir tişörtü teklif ettiklerinde çılgına dönüyor ve önceden uzatmış olduğu tırnaklarıyla bütün deney için kullanılacak olan Ruffles paketlerini patlatıyor.Ergen kızlardan biri ona gitar çalıp çalmadığını soruyor.Çocuk bass gitar çaldığını söyleyince kız da 'o zaman pena kullan' diyiveriyor.Çocuk daha çok çılgına dönüyor sebebi şu, 'PENAYLA NASIL SLAP YAPARIM ULAN?!' diyor.Myth Busters ekibini çok belgesel izlediği için, aralarında tek bilen araştırmacı kolejli çocuk onları görünce sakinliyor.Ama Jamie Hyneman bıyıklarını kesmiş önceden.Bunu görünce çocuk, bu yaşında kalp krizinden olay yerinde ölüyor.

Herşeyi geçtim; bir şekilde deney tamamlanıyor ve elde edilen sonuç, çocuklar birbirlerini facebookta ekledikten sonra araları daha sımsıkı oluyor ve 'Çok kişi eklemek arkaşlığa zararlı' efsanesi çuvallıyor.

Bi de şu var, çuval demişken aklıma geldi Ruffles efsanesi noldu diye, onu da Doritos paketleriyle yapıyolar ama önceden bunlar daha sıkı paketlenmiş tamam mı, deneyin bir değişkeni olma koşulunu göz ardı etmemek için tekrar Ruffles almaya çalıştıklarında paralarının o LCW tişörte harcandığını fark ediyorlar bu şekilde de efsane çuvallıyor.Tolqa

Perşembe

shortcut ...


Az sonra soğuk , kokusuz , gürültüsüz bir sokaktan geçeceğim.Neden geçeceğim konusunda en ufak bir fikrim yok . Kulağımın içinde inişleri çıkışları olan karamsar bir şarkı çalıyor , kitaplardan okuduğum kadarıyla bu tip halüsinasyonlar 2-3 gün uykusuz kalınma durumlarında beynin vücudu uyutmak için tanıdık bir kişiyi veya sesi sürekli tekrarlaması sonucunda meydana gelir. Benim tekrarlanan sesim ise , the end of everything . 2 hafta önce işime son verilmesi , eşimin kafamda tabak kırması , siktiğimin hayatında sahip olduğum tek şeyin üstümdeki don olması , anne ve babamın daha yeni vefat etmiş olmaları ve param varken oynadığım bir halı saha maçında yaraladığım dizimin bakımsızlıktan iltahapla kaplanması... Tipik bir 30 yaş adamımdan beklenen dertler , hayatın anlamını çözememekle karışık , yalnızlık , birlikte mastürbasyon yapacağınız arkadaşlar yerine zorunlu iş arkadaşlıkları... Evet , hepsini yaşadım ve tam ortasındayım . 50 yaşıma kadar hayatta kalmayı bşarabilirsem bugünleri gözlerim sulanarak hatırlayacağımdan eminim , o yüzden gözyaşlarımı 50 yaşıma saklıyorum.Erken başlayan ereksiyon problemlerim , bel fıtığım , bol tuzlu biberli evliliğim evliliğim , hepsini düşündümde saat 3'te bu dar sokaktan neden olduğumu bilmeden geçmem için çok gerekli sebeplerim var. Bir umut var içimde yolumu bir tinerci keserde boğuşuruz diye . Sonra da belki portakal kokan kafama çiğnenmiş sakız yapışmış , ağzım açık yıldızları seyrederken ölürüm orada. Güneş ilk ışıklarını vurduğunda yıldızların gösterisi bitmiş olur ve polis abiler güneş ölü gözlerimi yakmasın diye gözlerimi kapatıp , kokan bedenime Zaman gazetesi örterler.Hepsi tamam da otopsi bana çok koyar , emek emek yaptığım adelelerimi bir bir neşterle yardıktan sonra bira kokan böbreğimi çöpe atmalarını , sayısız kız için çarpan kalbimi yerinden söküp buz gibi bir kaba koymalarını , hayatımda önemli olan bütün kararlarımda büyük etkisi olan penisimi kesip ''bio hazard'' poşetine koymalarını , çok sevdiğim arkadaşlarımın omuzlarında terli terli dolaşan ve onları bütün sevgisiyle sıkan ellerimin içinden tüp geçirip kanımı boşaltmalarını... Bunlara tanık olamam , ölmemeliyim . Karaktersiz bir tinercinin tinerin dozunu kaçırmasının kurbanı olamam , herşey o kadar basit değil.Bu yaştan sonra yapacak çok şeyim olmamasına rağmen hala eğlenebilirim . Tamam , kafamı yastığa koyduğumda asla göremeyeceğim arkadaşlarım aklıma gelince bir iki damla gözyaşı dökeceğim , ilk yaptığım haylazlıkları çok buruk bir gülümsemeyle anacağım , neden o kızla hiç konuşmadım diye üzüm yerken kusacağım ama bende eğlenebilirim...
Ve eğer eğlenmek istiyorsam o sokaktan geçmemeliyim...

Çarşamba

Tansaşevi-Gezelim Görelim

Tnsş oturduğum yerde ıssız, herkesin söylemeye çekindiği bir yerdir.Alışveriş yapılmak zorunda kalınmışsa 'hadi bir un alıver ORDAN' denir mesela.
Çok kedi var ve o mütiş otoparkında ıssız polis, counter strike, paintball, saklanbaç, hatta İlgi'yi biraz daha geçince doktorculuk bile oynanabilir.Bence oranın üçüncü bi kilise sokağı olma ihtimali var.oRaYa girince aslında güzel bir yer olduğunu görüyorsunuz.Standart bir şubenin vermiş olduğu korkusuzlukla alışverişinizi yapıyorsunuz ama çıktığınızda yine o otopark ve oyun parkı var.oRaNın arkasında Susuz Dede var.İştee orası İzmir'in en güzel parkıdır ama nitekim en belalı yeridir; Eşrefpaşa, Buca, Limontepe, Tepecik, Kadifekale gibi yerleri saymazsak tabi.Susuz kalarak ölmüş bir ermişin yatırıymış denir.Çok büyük bi şehir efsanesi var orda zaten.Oraya girince davranışların değişmesinden anlaşılıyor.Cuma günleri adaklar adanır, horoz kesildiğini duydum.
Küçüklüğümden beri o en tepedeki lambanın üstüne çıkıp Smyrna manzarası izlemek istemişimdir.Servisimin beni yukardan bırakmasıylan çocukluk hayalimi bir nebze gerçekleştirebildim diyebilirim.Bohçacı kadınlar korkumu yendikten sonra oraya çıktım ve ağaçların bir nebze engellemiş olduğu o manzarayı içime çektim.Merdivenlerden aşağı sallandım.3 küçük çocuk beni bekliyordu.Birisinin elinde cep telefonu vardı, babasına küfrediyordu, 'AKŞAM EVE GELME ULA!' yaptıktan sonra 'bülöfünü yiyim senin' dedim içimden.Orada Starbucks psikolojisi ile hareket etmek(gereksiz rahatlık), sizi hazin sonuçlara götürebilir.Nitekim, 3 tane göt kadar çocuktan orada korkun azizim.'Kelebekler hızlı uçar'.Kimsenin müdahale edemeyeceği, sesinizin asla duyulmayacağı istemsiz erotizmin yaşanabileceği çok kör noktalar var.Ağaçlar her yanı kaplıyor aşağı inerken, orda bi Villa Fırat var bir tek o sizin korkunuzu hafifletiyor.'Eğer siz bir Tolga'ysanız' arkanız dönük oynayabilmelisiniz.Siz eğer oradaki belalı arkadaşlara çok bakarsanız, bohçacı kadınların diline düşerseniz veyahut yanlış yerlere girerseniz siz sıçmışsınız.Zaten çıkıyosun tam karşıda bizim apartman var.Benim odam çok güzel görüyor orayı ama ağaçlardan bişey gözükmüyor.


Evet, oRaSı Suzuzdede'den çok daha güvenli ama oranın tam yağmurlu, kapalı bir Pazar günü edası var.

Pazartesi

sen ve senin pembe ellerin...



Tom son derece farklı bir genç , anne ve babasının ona uygun gördüğü isim Thomas olmasına rağmen çevresindeki herkes ona Tom diye sesleniyor.Thomas'ın sosyal hayatı da gayet renkli okulda geçirdiği eğlenceli zamanın haricinde hayat tecrübesine tecrübe katan organizasyonlarda olabildiği kadar bulunmaya çalışıyor.Yüzdeye vurulduğunda arkadaşlarının yüzde 85,342'si tarafından seviliyor.Ama Tom'a bu sevgi yetmiyor mümkün olduğu kadar az osuran bir kızın ojeli elinin özenerek yaptığı göğüs kaslaranın üzerinde yavaşça dolaşmasını istiyor.Tom kendine bir aday bulmuş bile , hemen hemen haftanın her gününde uzaktan gördüğü ve kendi kriterlerine uygun bir dişi..Baktımı insanın içini gören opak gözleri , aynı renkteki ojeleri , aurasına girildiğinde hissedilen keskin parfüm kokusu , özen gösterilen bacakları.Tom bu konuda kendine çok güvenmiyor ve kızla mümkün olduğu kadar az ancak önemli anlarda temas kuruyor.İkisi de haftasonunun 1 saatini çok da popüler olmayan bir resim kursunda harcıyor.Tom kendini resim kursunda daha iyi ifade ediyor , yerinde esprilerini yaptıktan ve olumlu tepkiler aldıktan sonra daima kıza bakıyor ve onun eşsiz beyaz dişlerinin tadını çıkarıyor bir iki saniye...
(bu paragrafı kızın gözünden oğlana bakmak için açmıştım ancak asla bir kız olmadığım için bu bakış açısında bazı hatalar yapacağım kanaatine vardım ve kızın gözünden bakmaktan vazgeçtim,ancak bunu deneyimlemeyi isterim)
Gelen yazın habercisi cıbıl cıbıl garılar sokaklarda dolaşmaya başlayınca Tom'un hormonları patlama noktasına geliyor ve Tom kontrol edilemez bir biçimde kıza yaklaşmaya başlıyor.Tom'un ağzı iyi laf yapıyor hormonlarının isyan çıkarmasından yaklaşık 2 hafta sonra okuldaki ilişkilerini de arkadaşlık moduna getiren Tom kıza bir gün sinema teklif ediyor.Sinemanın avantajı şudur ; ne uzun sohbetler gerektiren ve göz göze bakılacak uzun dakikalar doğurur ne de karşıdakine olan ilginin açık bir şekilde beyanı olarak nitelendirilir.
Sinema sabahı Tom herzamankinden erken kalkıyor , dişini fırçalıyor ,dağınık saçlarını hiç ellemiyor parfümünü sıkıyor , üstünü giyiyor ve evden çıkıyor.Resim kursuna giderken Tom'un kalp atışları yüzdeye vurursak yüzde 23,142 oranında artıyor ve yolda gün boyunca kıza nasıl davranacağını düşünüyor.Resim kursunun kapısından içeri zamanında giriyor ve o tanıdık boya kokusunu içine çekiyor.Kızı görüyor ,kız kız arkadaşlarıyla son derece tatlı bir şekilde konuşuyor ve odaya Tom girince sözünü yarıda kesip Tom'un yanına yavaş adımlarla geliyor , Tom her adımda balta oluyor (ereksiyon) . Kızın her adımı Tom'un 20 milimetresine mal oluyor , kızın Tom'a varmasına 2 adım kala Tom kendini kontrol edemiyor ve aniden boşalıyor!Kendini kontrol edemiyor ve can acısı nidası koyveriyor; 'aaooh''.Boşalma sırasında harcanan enerjiyi dizinden kesiyor ve dizlerini belli oranda büküyor.
İlk başta ne oldğunu anlayamayan kız sonra olayın vahimiyetini anlıyor ve 80 yaşında bir erkeği bile kendine getirebilecek kadar sevecen bir gülüş atıyor.Bu gülüşün anlamını iyi bilen Tom o gün sinemada hiç zorluk çekmiyor , çok samimi dakikalar yaşanıyor ve adeta kızı ayarlıyor.
İlerleyen haftalarda ikisi de resim kursunu bırakıyor ve bu değerli saatlerini birlikte geçiriyorlar , Tom hayal ettiği gibi kızın elini koparana kadar ısırıyor , onun saçını çekiyor , baldırına sert dizler atıyor ve mutlu dakikalar geçiriyor.(kızı bilmem) Ve bir gün olan oluyor Tom'un evi bir geceliğine boşalıyor, Tom doğal olarak kızı evine davet ediyor . Kıza teklif geldiğinde kız hiç düşünmeden ''kaç tane bira alıyım gelirken'' diyor.
Kızı elinde siyah poşetlerle eve aldığında Tom sokakta olduğu kadar rahat olamıyor ancak kızın rahatlığı ve doğallığı ikisi içinde gecenin mükemmel geçmesini sağlıyor . Tom'un annesinin yaptığı soğuk yemekleri yiyen çift bütün gece biralarını içip kafa oluyorlar.Saat 3 gibi ikisi çıkıp ikişer bira daha alıyorlar ilk seferinde çekindikleri bakkaldan.Eve dönüldüğünde Tom'un aklına şahane bir fikir geliyor ; bilgisayarı açıp kızı düşünürken dinlediği müzikleri kızla birlikte içerek dinlemek...Bu yaratıcı fikir geceye heyecan katıyor , kızla Tom'un müzik zevkleri birbirlerine çok zıt değil.Çok eğlenceli ve dengesiz(alkol sebebiylen) bir 1 saatin ardından ışıklar sönüyor ve bilgisayar kapanıyor.Tom'un aklının bir köşesinden sakladığı prezervatifi çıkarmanın tam zamanı olduğu geçiyor ancak Tom o değerli dakikaları sevgilisiyle sürekli dönen bir dünyada geçirmeyi tercih ediyor.Birbirlerinin heryerine ıslak öpücükler konduruyorlar ve belli bir süre sonra sızıp kalıyorlar.
Ertesi sabah ki Tom'un duygularını anlatmaya kelimeler yetmez , videolar yeter.

The Song Remains The Same


Sersemlemiş ve kafası karışmış biçimde ileriliyordu odanın içine.Çalan yine o şarkıydı.That was a song of hope.Şarkılar hep aynı kalıyordu yıllar geçse de.O kutlama gününde raknrola da doyamamıştı zaten.Yağmur şarkısını söylemişlerdi hep birlikte.Koca pastanın çeğreği bile kalmamıştı 4 kişiye rağmen.

Pazar

Denizler Cıvıl Cıvıl

Denizde kızlara karşı erkekler şeklinde oynanan, topu yakalamaca oynunun aslında iki cinsiyetin de karşı cinsiyeti tanımak adına yaptığı ve iki tarafın da bundan zevk aldığı, 3-4 kişinin rahatlıkla üst üste binebildiği, yakın temasın, sınırlı cinselliğin üst noktalarda olduğu ve özellikle kızların kur yapması, erkeklerin güçlerini ve yüzme yeteneklerini göstermesi bakımından harkulağde bir aktivite olduğunu biliyor musunuz?

Akdenizde geçirdiğim o tatilde, Haşmet Lüleburgazlı'nın kaleminden aldım bu notları ben.Onunla kaldığım o kısa sürede gözlem yeteneğim bir nebze artmışsa ne mutlu bana.Kitaplarda ve büyüklerin deneyimli defterlerinde yazmayan satırlardan dersler verdi bana.Ear trainingimi de geliştirdi sayılır.4 farklı çay bardağı sesini ayırt edebiliyorum mesela.

Gözlem derken, blogun izleyici sayısının 3 olup, aslında çok çok daha fazlaca kişinin düzenli olarak izlediğini benim bilip, 3 izleyicinin de 3ünün de kız olması insanlarda 'bu ne lan adamlar çok karizmatik olmalı ki sadece kızlar izliyor' demesi aslında bizim için çok iyi bişey değil.Karizmatik olunuyor, hayat sizi oraya atıyor zaten ama izleyici sayımız 2x'se x+1i kız istiyoruz biz.Yakın zamada Haşmet ağbi de gelicek zaten oh.Oldu mu 4

Hail to Dudullu


Çalkantılı yaşamımla sık sık gündeme gelmek, bazen beni yoruyor.Geçen gün Dudullu Postası'ndan röpörtaj yapmak isteyen muhabirler geldi.GloRiA JeaNs kaféde oturduuk, konuştuk.Fiyatta anlaşamasak da bir röportajımı yaptılar.Ben bi tane Frappuchiono söyledim, onlar kahvé ile yetindiler(İlk gidişleriydi, belliydi, haha, ama çok pahalı tutmasın diye de söylemiş olabilirler).Konuşma esnasında etraftaki saygın insanlar çaktırmadan bana bakıyorlardı tabi.Hıncal Uluç tarzı takınmayı alışkanlık edindiğim için anlamsız bir özgüvenim vardı.
Sordular sarıçiçeğe:
-İstanbul'u 3 kelimeyle bize anlatır mısınız?
-Göbek, scapula, beykoz.
-Fransız aksanınızı neye borçlusunuz?
-Anneme
-Madran mı Erikli mi?
-Erikli
-Uyku problemi çektiğiniz bir anda ıssız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız 3 şey nedir?
-Yataşşaklarımı, ipod çalarımı, en tatlı birini.
-Nine West mi La Senza mi?
-Park Bravo, yeah
Bu konuşmadan bir sıfır yenik ayrıldıkları belliydi.Ben cingözlerimle onlara bakıyordum.Hesabı istedi solda oturan yanlışlıkla, gülüştük.Uykum gelmişti artık yatmalıydım, aniden yanımıza 'Eğlence çekirdeeööaarggk!' diyen kültürel hayata nanoentegre olmuş bir Primatlar takımının Hominidae familyasına (Türklerin deyimiyle aile) dahil olan bir PongoPygmaeus geldi.Arkasından gelen ise gül satıcaktı bize eminim.Gay olmadığımı anladı ve masamızdan uzaklaştı.Sonra son model eshot otobüsüne binerek daireme gittim.

Cuma

baş ağrısı ve yarattığı paradokslar...


Baş ağrısının keyfini sürüyorum şu an eminim dünyada bu kadar karamsar bu kadar kış kokan bu kadar gece iskelede turlamak kokan bu kadar dışarıda sigara içerken donan kıç kokan bu kadar nefsinin donmasını izlemek kokan bir duygu yoktur.Kışı seviyorum ve beynimin biryerlerinde bu saydıklarımın hepsi güzel tecrübeler olarak birbirleriyle ilişki içinde ki her acı çektiğimde veya üzüldüğümde aslında mutlu oluyorum.Tabi bu durum duygu-durum bozuklukları denilen ve psikozun bir semptomu olan nörolojik bir rahatsızlıkla da ilişkilendirilebilir ama sanmıyorum.Kötü olarak nam salmış duygular benim hoşuma gider bu saydığım ilişkilendirme iç güdüsünden dolayı. Örneğin bacağımı biryere vurduğumda,o malum ayak parmağını kapı altına sıkıştırdığımda , bağırmamak için kendimi zor tuttuğum acılar yaşadığımda daima şunu düşünürüm ''ulan bütün gün kan,vahşet,erkeklik,yoket moket dinledin bi erkeklik yapta şu acının tadını çıkar'' ve o an düşündüğüm şarkının sert melodisini içimden geçiririm.Çok büyük bir acı olmadığı sürece bunu yaparım ve acım hafif geçtiği zaman korkaklık yapıp hayıflanmadığım için kendimle gurur duyarım.Başka bir kötü duyguyu ele alalım;örneğin üzüldüğümde daha doğrusu üzülmem gereken bir durum olduğunda şöyle düşnürüm '' aa tıpkı filmlerdeki gibi,ulan orhun hakkaten yaşıyosun kötü olsa da tadını çıkar bu gerçek duygunun'' ve ardından buruk bir gülümseme atarım aynaya.
Hatırladığınız gibi konuya başımın ağrıdığını size şikayet ederek girmiştim ancak bunun benim için kötü birşey olmadığını da söylemiştim . Bu konu hakkında örnekler de verdim fakat sebebini söylemedim. İşte can alıcı noktaya geldik , sizin ders çıkaracağınız ve benimde kendimi kanıtlayacağım o bölüme.Acı,hüzün gibi duygulardan benim hoşlanmam şu lafın beynime iyice oturması sonucu oldu ''Neden toplu bir yerde osurmazsın da odan da osurursun?Çünki sen insanların kendileri gibi olan insanlardan nefret ettiğini bilirsin.''Ne alaka diyecek olursanız onu bana değil Marko Paşa'ya anlatın.

There is no greater sorrow than to recall happiness in times of misery



Perşembe

Torunları Yemlemece


Munis sitemize girdiğiniz an, misery index bölümünde yazan albüm kritikleri yok, bu dikkatinizi çekmiştir.Biz torunlar bunu sonradan çeşitli gerekçelerle yapmadık.Torunları yemlemece bölümü bu doyumsuzluğu bir nebze önlemek için yapıldı zaten.

Ne var ki, sosyokültürel veya siyasi açıdan yazılarımızı sevmeyen, bizi yıkıcı eleştiren arkadaşlarımız sitemize girdiğinde sıkılıp, 'AAa, ne güzel balıkları yemlicem :Ç' diye oynadığı o oyunda aslında çok gizli bir mesajı göremiyor haliylen.3 ayrı noktaya yem attığınız zaman, o 3 balık kendine düşen yemleri almıyor.Hep başkasınınkini tüketeyim anlayışı var.Lokmaları bitirdikten sonra da hurra başka bir yeme yüzüyorlar hızlıca.3ü de kendi yemimi yiyeyim ne güzel, eşit miktarda yem dağıtıldı bize demiyorlar.

İşte, burda aslında bilinçaltınıza gönderdiğimiz mesajı algılamamanızın sebebi, onlara 1 tane yem atmanız olabilir.O yem de 3 parçaya dağılıyor ama her zaman 3ü de yiyemeyebiliyor. vesselam.

İşte bugünkü Dünya'mızın hali de böyle.Tıpkı torunlar gibiyiz.Petrol nerede varsa, orda denize giriyoruz.Kara altın bizi etkisi altına aldı bile.

Çarşamba

Türkiye'nin Şiir Anlayışı...


Gel bana yar kalmayalım ayrı
İstiyorum seni lagaluga yapma bana karı
Para kazanırım yetiştirerek darı
Gel bana yar kalmayalım ayrı
* * *
Gözüm var sende bilirsin bunu
Dokunanı yakarım sana;yanar yaşın yanında kuru
Eledim eleğimi unumu
Benden başkasına bakma sevdalım ; ağlarım sonra sulu sulu
* * *
Gel bana yarım kuduralım
Sonrada nişanlanalım
Baban vermezse senlen bir çılgınlık yapalım

Yukarıda gördüğünüz kaliteli satırları ben yazdım yazma nedenimde şu ; Türkiye'deki çoğu insanın şiir anyalışını ortaya koymak.Bilirmisiniz bilmem posta gazetesinde bir bölüm var Yurdumun Şairleri diye.Hepsi bu tarz, kadın,bastırılmış cinsellik,tarım ürünleri ve kabadayılık kokuyor.Ülkemizde erkekler sevdikleri kadınlara ulaşamıyor,kitap okumuyor ve en kötüsü televizyon seyrediyorlar.Ve sonucunda pop müzik dinleyen,ece erken seyreden,ABD'nin başkentine New York diyen , q ile w ile yazan , adam döven, kişisel neyim olsunki bir iletim olsun diyen orospu çocukları yetişiyor.Duygularını bastırıyorlar ve son derece sıradan bir hayvan olarak yetişmeleri sonucu ; saçlarını tek tip kestiriğ 31 çekiyorlar.Çözüm ise basit 26 yaşına gelip hala bakire olan kızlarımızın erkeklerle ilişkiye girip onları hem kültürel hem de fiziksel anlamda büyütmeleri.

Salı

Sivrisinekler Yavaş Uçar


Yazı severim; hele ilkbaharı, yaz geliyor diye daha çok severim.Yazın terleriz, soğuk su içeriz, kitap okuruz, müzik dinleriz, televizyon seyrederiz, ders çalışırız.Bazen golf oynarız.Ama içlerinden en sevdiğim aktivite sivrisinek avlamaktır.Golf oynamak, pardon bi de soğuk su içmek dışında hepsini kışın da yapabiliriz.Amaa sivrisinek avlamak için yaz şarttır.Yazın çiçekler açar evimizi sinekler basar.Refleksleri açılır onların, kışın ortadan kaybolurlar.

Raid gibi 'anında' öldüren, odayı iki saatliğine o yaramaz kokuya boğan sineksavarları, havamda değilsem veya bi yerimi kırmışsam o anda, o zaman sıkarım.Yavaş uçan sivrisinekleri gayısı reçeline benzetebiliriz vesselam.Kavonozu ters çevirdiğimizde veya yana yatırdığımızda suratsız edasıyla hareket eder.Bu, sivrisineklerimize havada vurduktan sonra yere inerkenki hallerine benzer.Spiral çizmek onların boyun borcudur.En sonunda yere indiğinde herkes kendini tofita reklamındaki smocu ağbiye benzetir ve..Evet, o andan sonra özgüvenimiz yenilenir, nazarlardan arınırız.Aziz ruhların bel altımıza daha çok etki yapmasıyla bazı içgüdülerimiz kabarır yani daha çok sinek avlamak isteriz.ı-ıhı.

Yakın zamanda sinekleri sevelim diye bir projeye imza atıcam.Çok önceden planlamıştım ama sonradan dur lan şu çorabımı giyiyim dememle unutmuştum.Bu proje çok kapsamlı bişey olmayabilir.Tıpkı doğumgünlerim gibi.Maksimum 3 arkadşımla kutladığım doğumgünlerim gibi.Dikkat edin, facebook sizi yönlendiriyor..Kipa'nın ev yemekleri güzel olmuyor.Yastıkla yorgan bir olmuyor.Gülden yar olmuyor.Hodava tolqa

Cumartesi

fenicita...


Ziya 17 yaşından bedavaya gün alan bir lise öğrencisi , hayatın ve ailesinin zorlamalarıyla dersaneye başladı bu sene . Ulaşım için pek sık olarak kullanmıdığı bir vasıta olan otobüsle yolculuk ediyor şu anda. Bilin bakalaım nereye? Evet, dersaneye . Ziya'nın dersanesi yeni açılmış ve Ziya bu tempoya uyum sağlayamamış , arkadaş anlamandıda da çok zengin bir skalası yok henüz. Sabahın köründe o uğursuz binadan girdiğinde konuşacağı kişilerin sayısı 5'i geçmez . En üzücüsü de bu kişilerin hepsinin kendi cinsinden olması .Ziya bu kız arkadaş meselesini hep ileri bir tarihe atmış , küçük dünyasında bazı öncelikleri varmış.Şimdiki önceliği ise Üniversite denilen yunan icadı bir modanın çatısı altında eğitim görmek.
Otobüs seyirtmeye devam ederken Ziya uzun zamandır kullanmadığı mp3 player'ını çıkarıyor çantasından , aklına bir nakarat geliyor . İtalyanca bir şarkı şanlış hatırlamıyorsa sözleri şöyle ; Fenicita ! Fenicita ! Kobobpo turoine mukore razzi , Fenicita!....Ziya heyecanlanıyor , müzik konusunda pek bilgili ve ilgili olduğu söylenemez.İki üç okul arkadaşından duyduğu veya Msn'de tanımadığı kızların Ne Dinliyorum?'undaki şarkıları dinlemiş olan bir genç.Babasına yalvar yakar aldırdığı mp3 player'ının önemli özelliklerinden biriside hafızasının geniş olması ancak Ziya çok mütevazı davranarak alete sadece 12 tane şarkı yüklemiş.Fenicita'yı arıyor , adı farklı olsada buluyor zaten İtalyanca bir şarkıyı çok sık mp3 Player'ınıza yüklemezsininiz.Şarkı çok cesur bir şekilde direkt nakarattan giriyor , Ziya'nın kulakları güçlü seslere pek alışık değil kısıyor sesini hemen 25 ten 13 e getiriyor volume'ünü.Cumartesi sabahı saat 7.15'te otobüse binen insanlar topluluğu bütün agresiflikleriyle kendilerini o saatte ayık tutan sebebe küfrediyorlar içten içe.Ve hepsi de uyuyor gözleri açık bir şekilde , otobüsteki tek ses sol arkada 2 tane arkadaşıyla oturan güzel bir gencin telefonundan çıkardığı mesaj tıkırtıları . Bu 3'lü hayattan zevk alıyor , dersler umurlarında değil , erkeklerle daha önce hiç yaşamadıkları deneyimleri yaşıyorlar , arada sırada birbirleriyle buluşuyorlar , yolda gördükleri insanlarla dalga geçiyorlar , internet'te birbirleriyle vıcık vıcık bir ilişki yaşıyorlar yani bu kızlar mutlular.Ziya'nın oturduğu koltuğu seçme nedenlerinden birisi de bu kızların görüş alanında olması.Arada sırada gözü kayıyor Ziya'nın.Bir tanesinin yüzü çok şekilli , Ziya hüzünleniyor . Hayatında hiç bunlardan birisiyle mesajlaşmamış , tam bir asosyla olduğunu düşünüyor . Kızlar ise o saatte bile tüm enerjileriyle en solda oturan kızın telefonuna bakıp bakıp kikirdiyolarlar , dünya onların umurlarında bile değil o an . Ziya şarkının 12. saniyesinde yanlışlıkla şarkıya eşlik ediyor , gerçekten komik bir durum.Kızlar birden dönüp bakıyor ve karşılarında Fenicitaa! diye içten ve makamlı bir şekilde bağıran saçı bir devlet okulu çocuğu gibi düzgün kesilmiş bir erkek çocuğu görüyorlar , çocuğun elinde çantası var ve çantasının üzerinde hiçbir yazı hiçbir günün anısı yok ,giydiği T-shirt dolabından özensizce seçilmiş dar ve beyaz bir pazar malı , kotu açık renkli ve küçükken alınmış ''büyüyünce de giyilecek'' bir kot . Ve son olarak ayakkabıları , ayakkabıları krampon bir insanın giydiği ayakkabının bir krampon olmasının iki tane anlamı vardır ya o insan her an maç yapılabilecek bir ortama gidiyordur ya da fakirdir.Kızlar bir-iki saniyelik karar sürecinden sonra çocuğun karakter analizini yapıyorlar ; Tam Bir Ezik.
Çocuğun ezik olması yakışıklıklı olmaması ve aniden fenicita diye bağırması kızların çok hoşuna gidiyor , büyük bir kahkaha atıyorlar . Kamera kızlara aşağıdan yaklaşıyor , ağır çekimde kızlar gülüyor sesleri ise normal hızda . Kamera erkek çocuğu çekiyor , çocuk mahçup.Kızlar bir iki saniyelik eğlenme süresinden sonra kendilerini toparlayıp telefonlarını çıkarıyorlar ve kafalarını arada bir yatırıp o anı yad ediyorlar ''ay ne komikti'' değilmi kızlar?
Ziya müzik dinlemeye devam ediyor nedense mahçupluğu hemen geçiyor , o olay Ziya'ya özgüven denilen duyguyu hatırltıyor , sesini açarak ve arada sırada eşlik ederek koca bir yolculuk geçiriyor . Kızlara bu tiyatro gösterisi hiç komik gelmemeye başlıyor , kızların zamanı doluyor ve salonu terk ediyorlar . Kızlar otobüsten inerken istemdışı olarak Ziya'ya bakıyorlar , Ziya camdan dışarı bakarak sırıtıyor . Fenicita! Obotropo mio fernindo Fenicita!Kazanan Ziya oluyor. Kıssadan hisse ; Kızlar Sucks Erkekler Rocks