Pazar

erol günaydın yeni gün...


Orhun ! (3 saniye sonra) orhun , orhuun! bir tanesi yeterince sinir bozucu olmamış gibi 3 kere ismimin sabahın köründe annem tarafından zikredilmesi moralimi çok derinden bozdu. tehlike geçince annemin bana ayılmam için verdiği 2 koca dakikayı düşündüm ve mutlu oldum , daha 100 saniye var lan diyip gözümü kapadım ve rüyamda gördüğüm şahısın vücut hatlarını tekrar kafamda şekillendirmeye başladım , uyumuşum... Derken topuklu ayakkabı tonunda 4/4'lük bir parçadan fırlama sabit ritimler kulağıma çalındı , ''tık tık tık tık tık '' geliyor dedim . annemin bu sinirle odama girmesinden sonra olacak felaketleri istemeyerek kafamda canlandırdım ve o son 2 saniyemi doya doya uyuyarak yaşadım . odamın ışığının açılmasıyla artık kaybettiğim bir savaşta olduğumu ve hemen çekilmem gerektiğini anladım. uyandığımı belli edercesine atik bir vücut hareketi sergiledim , ikna olan annem mutfağa kuş sütü sağmaya geri gitti . turuncu yatağımda dikeldim , elimi yüzüme götürdüm , dilimi parmaklarımla tutup sonuna kadar çektim . yaşayacağım o boktan günü kafamdan geçirdim burnumdan bir tısıldama narası çıktı . havanın 38 derece olmasına rağmen üşüdüm , yataktan kalktım , ayaklarım üzerinde günü ilk baskısını kurdum . sendeleyerek banyoya gittim . sevimsiz anne ve babamla göz göze gelmemeye çalışarak tuvaletin kapısını kırdım . yaklaşık 14 yaşımdan beri yakın dostumu çıkardım , klozetin kapağını kaldırmadan işedim . (nasılsa damlatmıyordum sağa sola , ne hacet var kapağı kaldırmaya?) sifona hafif bir basınç uygulayarak tuvaleti temizledim . arkamı döndüm ve banyomuzun kocaman aynasına şöyle bir baktım , kendimden utandım ; mosmor gözlerim bana dün geceyi dağınık saçlarımda kirpiyi hatırlatıyordu . hayır ! kendime daha fazla bakamazdım hemen çeşmeye yöneldim suyu açtım elimi ıslattım ve saçımı yapılandırdım. sıra yüzüme gelmişti , avuçlarıma aldığım suyun yarısını dökerek yüzüme çarptım , o an ettiğim küfürleri burada yazmak gerçekten çok ayıp olurdu , ingilizceden almancaya bildiğim bütün dillerde küfür ettim. kokmuş havlumuza yüzümü sildim ve banyodan söylene söylene çıktım . bütün dünya bana düşmandı , telefonuma gelen günaydın mesajlarını atan şerefzislere tek tek küfür yolladım . ve o asla yapmak istemediğim yolculuğuma başladım ; odamla mutfak arasındaki ince koridordan anne ve babamın ''ulan acaba bu çocuk içmiş mi?'' bakışları arasında yapacağım o 10 saniyelik yolcluk...
bu yazı dizisinin sabahın köründe kahvaltı adlı denememle devam ettireceğim efendim

Cumartesi

shy boy on the road...



belkide bütün ergenlik kaprisinizin , bütün alengiri yüksek el kol hareketlerinizin,aile içi atarlarınızın bittiği andır , çekirdek ailenle birlikte güneşin batmaya yüz tuttuğu saatlerde kordon boyu yürümek.Evet, okurken bile irkildiğiniz bu olay başıma gelmiş bulunmakta efendim.Üzerinden bir hayli zaman geçmesine karşın bendeki yarattığı iz taze ve akışkan.Ailem tüm neşesiyle klasik cumartesi yürüyüşünü yaparken , bir dizi tesadüfler sonucu onlarla birlikte olma şansına erişmiş bulundum.Kordona nerden giriş yaptığımızda ayrı bir macera!O 1 dakikada yaşadığıım duygu fırtınasının kitabını yazsam epey bir ağaç israfı meydana gelebilir.Kordona alsancakın en mayhoş,en kokuşkan,en genç,en bornova anadolu lisesi,en parmak arası terlik ve en havalı sokaklarından birinden giriş yaptık.(ismi lazım değil)Sokağın başında babam elini beline koydu ve çay kahve içilecek bir yer aradı , ben mümkün olduğunca kambur ve kısık bir sesle ''baba saçmalama,yürüyelim napacaz burda'' dedim ve babamın arayışını bir süreliğine sona erdirdim.Yürümeye başladık ''j'' harfi tarzındaki sokaktan gençlerin kahkaları eşliğiyle sokakta ilerlemeye koyulduk.Ancak bu esnada kafamı kaldırıpta kim var kim yok diye bakma fırsatı bulamadım.Hemen telefonumu çıkardım , mesaj bölümüne girdim , gelen kutusuna 3 kere girip çıktım , taslaklara baktım , birşeyler yazıyormuş gibi yaptım ve artık arsız gençlerin nargile dumanını yüzüme hüflemeye başlamasıyla birlikte pes 2009 oyununu açtım , kendimi gerçekten oyalamak için.Dünya yüzeyinden silindiğim ve hayal meyal hatırladığım o sokaktan geçişimiz bittikten sonra , az da olsa insana benzeyen kordona çıktık.Ancak kafamı kaldırmam başımdan aşşağıya kaynar yağmur damlalarının inmesine yetti de arttı.Bütün yaşıtlarım oradaydı!Evet,hepsi...


yazarken yoruldum o yüzden pek detaylandırmadım, daha sonra yazacağım bir yazıda kordondaki bu umarsız yürüyüşü adım be adım betimlemeyi düşünüyorum.

Arka Koltuktakiler

Babamın; Dünya'nın en etkili fakat güne son derece kötü başlatan uyandırma sistemine karşı olduğum için odamdaki o sivrisineğe güveniyordum.'Sensörsüz'ün birbirinden güncel domuz konuları arasında kaybolurken kalbimin daha yavaş atışını ve cenin pozisyonuna geçişimi bir ebeveyn olarak görmek isterdim.Yarın güzel bir gün olacaktı!


Tahmin ettiğim gibi o sivrisineğin vızıltısıyla uyandım.Kendince B negatif kanımdan yararlanmakta haklıydı.'Günaydın!' dedim ona.Babama karşı olan zaferimi bu şekilde kutlamak beni daha da zinde tuttu.Okul servisimi beklediğim yere gittim.Arzu Pide.Sevgili servis şöförümü gözümün önüne getirerek daha da mutlu oluyordum.5 dakika sonra ipodçalarımda Paul'u seyrettim.Paul diyorum çünkü arkadaş gibi olduk onunla.Sürekli konuşuyoruz, siyasetten şarap zevklerimize kadar.Okulumuzda gömlek yasak olmasına rağmen gömlekliydim.12. dakikaya girerken o güler yüzlü şöför gidiyor, yerine hafif kurnaz biraz sinirli bir adam alıyordu.O sırada karşıdan arkadaşıma benzer birini gördüm.'Walking down the street' tabirine çok güzel uyuyordu.17. dakikada alnımdan soğuk terler geliyordu.'Yagelmeseydi?'Geldi.Bindim.

Resmiyetin güzel bir şey olduğuna inanan servis şöförümüzün uzattığı; kırtasiyeden alındığı gibi bize sunulan o mektubu aldım.'Para!' istiyordu.'Sabah sabah'ın ve servisin yine geç kalmasından dolayı getirdiği eleştirel, nitelikli ve seviyeli esprilerden nasibimi almıştım.En arka orta koltukta oturuyordum.Sol önden okulumuza yeni başlayan arkadaşımız önüne dönük otursa da her an iki arkadaşımın konuşmalarına sadece kendi güleceği esp-komikliklerle katılacaktı.5 saniye sonra da katıldı zaten.Davetsiz misafir olarak karşılanmamak için çabalarken oluşmuştu yüzündeki çizgiler.Diğer yeni gelen çocuk ANKARA'lıydı.İzmir'in sosyokültürel ve metropolitan paradokslarını barındırıyordu yüzünde ve o taranmış saçlarında.Elinde Uykusuz, Ankara'yla İzmir'i yine bir yönden kıyaslıyordu.Kıyaslama bittiğinde başka bir arkadaş bindi.Elimde Ankaralı bir Uykusuz, yanımda da ilk dersi için ödev yetiştirmekte olan bir ÖSS öğrencisi vardı artık.Sonra iki kişi oldular.Ödevi yaparken; 'Oğlum bu nasıl soru lan?xS xP' demeyi unutmuyor bir yandan okulumuza yeni gelmiş arkadaşlara 'Keşke ben de ezik olsaydım sizin gibi, lise 1 olsaydım keşke..' tatlılıkla bulaşıp şimdi bu ödevi yapmazsa hocanın ona neler yapacağını anlatıyor, oradan da hocalar hakkında gırgır şamata muhabbetine giriyordu.Fırat ve Umut Bey bitiyordu, ödev bitmiyordu.Bitti.Okula geldik.Gömlekli öğrencileri 3 metreden bile görebilen radar gözleriyle müdür yardımcıları okul kapısının önünde bekliyorlardı.Bu riski göze alamazdım.Okulun arkasını dolaştım.Başkanlık seçimlerindeki rakip partiye aday öğrencilerin yoğun olduğu sınıfa girmişim pencereden.'sabah sabah' dayağımı yerken cin müdür yardımcılarımızdan biri içeri girdi.'Günaydın!'.

Salı

What Can I Do Sometimes?

Sadece zaman ayırmakla ilgisi vardı.Yaptığı çok kolaydı.Çok çalışmak yeterliydi.Metafiziğe o zaman da inanmıyordum, ama geldiği en son noktayı ışık oyunlarıyla açıklayabileceğim bir cahillik vardı üzerimde.Bütün aile ona bakıyordu.'Şimdi sıra kelebek çıkarmada!!'İnsanların ilgisini lego yaparak çekemezdim.Kendimi onlara ispatlamam gerekiyordu.Kimsenin görmediği gözyaşlarımla odama gittim, Andy'i açtım.Şaka yapacaktım.

Ampül güneş çoktan doğmuştu ve yazın ortasında İzmirde uyanmak hoşuma gitmişti.Babamın tabak üzerine 'oturttuğu' gevrek, yanına koymuş olduğu demirden daha sert peyniri ve onun da yanında dehidrasyona uğramış zeytinleriyle Özdilek'e taş çıkaran kahvaltısı beni izliyordu.'Theee Siimpsooons' bulutu vardı havada.Tek bulut olduğu için sik gibi duruyordu orda.Gevrekten iki ısırık, neskafeden üç yudum, parfümden dört fıst ve balyanaktan da tattıktan sonra koyuldum kemeraltı yollarına.

Esnaflığım diğer esnaf arkadaşların dillerine destan olmuştu.Şöyle bir bakmak için gelene, şimdi bakıcak olup sonra alıcak olana, azınlık kesime, dönercisinden balık yemi satana, yani 7'den 70'e ayakkabı satıyordum.Parası yeten çıkarıp alıyordu.

Hasan Bey bana geçen akşamki anılarını anlatıyor, sodalarımızı yudumluyor, dertlerimizi paylaşıyorduk.Bana gelecekle ilgili planlarını anlatıyordu, sözünü böldü, 'Buyrun efeniim'.Arkamı döndüğümde kaderin acımasız yüzünün bana gülümsediğini gördüm, terledim.O gelmişti.Yine baş köşeye oturmuşken aniden gelip hayatımı alt üst edecekti, buna izin vermemeliydim.

-Tolga, uzun zaman oldu, nasılsın?

Holywood filmlerindeki kahramanların birbirlerine uzun bir aradan sonra verdiği ilk izlenimine benziyordu:

-Aaah, haklısın dostum.Değişmişsin görmeyeli.

-Sen de, burada mı çalışıyorsun?

-Yaa, evet satıyoz işte bişeyler. O talihsiz mimik ve cümleyle durum 1-0 oldu.Aniden terledim, sanki yanlışlıkla kaçan osuruktan sonraki pişmanlığı yaşıyordum, düzeltmek için çabalarken daha da batıyordum:

-E bi çay iç madem? Esnaf ağzı da eklendi, hayırlısıydı artık.

-Yok Tolgacığım tutmayayım seni ben yukarı çıkıp bizimkilere bir selam verip gideyim. -Peki sen bilirsin görüşürüz sonra.

Bu kısa konuşmadan sonra Hasan 'bey' tebessüm etmişti, ona gülücük denemezdi.Gelecek bitmiş, geçmiş başlamıştı.Ancak daha sonra galibiyet koltuğuna oturacak olanın ben olduğunu bilmiyordu. Gün bitmiş, hava kararmak üzereydi.Kapatıyorduk.Dayımlarla birlikte aşağı iniyorlardı.Asansörden bütün kahkahalar ve anılar duyuyluyordu.Kapı açıldı:

-Aa bak Tolga da burda hakkaten sen neden aşağı inmedin?

-Onunla görüşücez zaten bi size bakıyım dedim bu saat olmuş.

-Hıı, bak Tolga da gitar çalıyo, bi gün bişeyler yapın da dinleyelim.

-Bakarız ya.

Sosyal aktivitemin yakınlarım tarafından konu açılsın diye hep olup olmadık zamanda bahsedilmesi beni Rapunzel gibi hissettiriyordu.Saçlarımı uzatıyordum, onlar traktöre bağlıyordu.Sosyal aktivite bir umut olabilirdi artık bu sarışın çıtır için.

Episode 1:Bill'in Dönüşü

Eve dönmüştüm, bir planın tam zamanıydı.Penamı çıkardım ve yola koyuldum.Aklıma hiçbir şey gelmiyordu.Tuvalete gittim, orda da gelmedi.Herşeyde bir hayır vardı, doğaçlama yapacak, cool olacaktım.Bütün aile ertesi gün bize gelecekti.Hazırlanmalıydım.

Episode 3:Welcome Home

İki tarafından da bakınca gülen paspasımıza ayaklar saatler geldikçe daha çok basıyordu.Sonunda gelmişti.Kolalar, rakılar, nar suları, kımızlar, lıkır lıkır içiliyor, balo eğlenceli geçiyordu.Saat 12'ye geldiğinde sihirli an gelip çatmıştı.Sazlarımızı alıp kapışacaktık.Bütün aile suskun, tedirgindi.Herkes olası bir hatada ne tepki vereceğini düşünüyordu.Derken başladı bildiği en iyi parçaları tıngırdatmaya.10 saniye geçmeden kaçırdı(telli çalgı çalıcıların kaçırdıkları anda bu gitarın akordu bozuk anlamına gelen mimiği burada paylaşamıyorum ancak buna ben de dahilimdir) ve hemen eli akord yapmaya gitti, debelenirken; -Mi versene -La Kalabalığın o sessiz baskısı onu terletmişti. -İdare eder heralde. Talihsizlikler ard arda geliyor ve üzülüyordu.Bense aslan sütüyle kımızı birbirine karıştırıyor, doyasıya eğleniyordum.Bak neler yapıyom gibisinden sürekli bana bakıyordu, bense kadeh kaldırıyordum.Meclis eleştrilere başlamıştı, Rapunzel'in saçları evin her tarafını sarıyordu, soluk almak güçleşti, en sonunda dayanamadı -So what can I do sometimes? Rezillik böyle bir şeydi, bense tekrar arka odalardan birine geçtim.Çalmama gerek kalmamıştı, televizyonu açtım.Queen konseri vardı. 'We're the Champions'.

Episode 4:Return Of The King: Fatih Terim

.

bu memlekette göte göt denir ...

bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. koca devletin koca doktoruna. doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere.
köylüler tabi 'tamam dohtor bey' diyip köye giderler. köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez.
bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. ne cüret di mi doktoru arayacak bi köylü. neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, "biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey" felan der işte. karşıdan doktor bişiler söyler. muhtar döner arkasına: "makattan verin dedi dohtor" der.

yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar
felan, ama makat ne bilen yoktur yine. hasta ise gitti gidecek, ateşler
içinde kıvranıyo baya.

ihtiyar meclisi toplanır. son çare, doktorun bir kez daha aranmasına
karar verilir. yine kimse aramaz istemez doktoru. nihayetinde yine
biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir:
"çok kızacak dohtor çok!" diye.

sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bişeyler söyler yine.
telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner: "çok kızacak
demiştim; götüne sokun dedi"

Cumartesi

Çekiciliğin Yanlış Algılanması: Apaçizm

Bir kızıldereli kabilesinin isminin son günlerde sıkça tekrarlanması bize bu sözcüğün anlamını yeniden sorgulatmaya başladı.Peki şehir yaşamına çeşitli sebeplerden dolayı uyum sağlayamamış, daha çok Müslüm Gürses, Orhan Gencebay gibi isimleri dinleyip, konserlerinde kendilerini jiletleyen insanlara arabesk demiyor muyduk?Evet, işte üzerlerinde Dolce&Gabbana başta olmak üzere türlü türlü, 'muhteşem' markaları taşıyan ve olmazsa olmaz heyecan verici mavi kot pantolonlarıyla şehirlerimizi süsleyen insanlar da bu türün bir devamı.Yani nasıl şehir yaşamını yanlış algılayıp sonrasında isyan ediyorlarsa şimdi de karşı cinsin çekici bulduğu şeyleri yanlış algılıyorlar.Bunu, aşağıdaki vidyoda sezebilirsiniz(vidyoyu en kısa zamanda yükleyeceğim).

Ancak bu insanları 'ıyy' 'iğrenç' kro' 'göt' diye çağırmak ne kadar doğru tartışılır, çünkü dünyaya gelirken yaşam koşullarımızı, ailemizi, çevremizi seçemiyoruz.Eğitim seviyemiz yüksek olmasa, küçük yaşta sokak aralarında çalışmaya zorlansak ve tabii ihtiyaçlarımız kapımızı tekmelediğinde (seks) biz de kızların nasıl birer yaratık olduğunu çevremizdeki genellikle parayla ilişkiye giren erkeklerden öğreniriz.Aksesuarın çok fazla olması gerektiğini pembenin aslında giyilebileceğini, tipin aslında düzeltilebileceğini söyler ki bu abilerimiz, biz de böyle giyinelim.Maddi durumumuzun iyi omadığını da hesap edersek o abi elini omzumuza götürerek 'gel gel ben ayarlarım seni kardeşim' diye bizi en kaliteli yan sanayiye götürecek ve maviliklere doğru maceramız bu şekilde başlayacaktır.

Yenilenmiş bedenimizle özgüvenimizin doruğa ulaştı an sataşacak yeni insanlar arayabiliriz.Kaslıyızdır ne de olsa.