Perşembe

acımak...


Herkesin aşina olduğu o dıt dıt - dıt dıt sesini duyduğumda günün yorgunluğunu yatağımda cenin pozisyonunda yatarken atıyordum.Hava gerçekten sıcaktı anlaşılan güneş çok sinirliydi,telefonumu genelde sessize alırım ev halkını rahatsız etmemek için.Kendimi övmek gibi olmasın ama sağolsunlar arayanım soranım çok olur.Cenin pozisyonundan yavaş yavaş sezeryanla alınmış bebek pozisyonunu almaya başladım,masamın üstünde duran telefonum gözüme birden çok uzak geldi.Bir an yatağımdan masama ulaşmak için arabanın gerekli olabileceğini düşündüm.Ancak aptallığımı hemen anladım , -Akıllı Orhun!Senin ehliyetin yok be çocuk , yatağından masana kadar çevirme falan varsa mazallah zıçarsın.-Birden kendi aptallığıma güldüm ve ehliyet gerektirmeyen bir toplu taşıma aracına binmeye karar verdim.Aynı dakika içinde 2 kere aptallık yapmış olmanın verdiği derin bir huşuyla irkildim!Yine dedim kendime - Aptal Orhun!Kentkartın yoksa otobüs 3 tl ulan,senin o kadar paran varmı?- Kendime bir tokat attım , noluyordu bana çok fazla hata yapıyordum , bizim ülkemiz bu kadar hatayı kaldırmaz asarlar mazallah.Durdum derin bir nefes aldım ve yatağımdan masama nasıl ulaşacağımı düşündüm.Düşündüğüm şeyin doğruluğunu iki üç kez kontrol ettikten ve doğru olduğunu anladıktan sonra yapmaya karar verdim.Feribota binecektim...Büyük bir azimle ayağa kalktım , acele dediğimiz o huysuz kadın yavaş yavaş beni etkisi altına alıyordu . Acele etmemin sebebi şuydu ; mesaj geleli nerdeyse 62 sn olmuştu ve mesajın önem verdiğim birinden gelme olasılığı çok yüksekti (bkz. Adam Fawer,Olasılıksız).Araya çok fazla soyut cümleler girdiği için özür dilerim biz somut dünyamıza devam edelim...Ayağa kalktım ve giysi dolabıma yöneldim , siyah şort mayomu aldım bunu giydiğimde baldır kaslarımın çok belirginleştiğini ve karşı cinsten birini etkilememi daha olası kıldığını düşünüyordum.Odama kimsenin gireceğinden emin olduğum bir anı bekledim sessizce , odamın sınırlarına yakın bölgelerde kimsenin gezintiye çıkmadığına emin olduktan sonra , giydiğim şeyleri yatağım üzerine fırlatıp mayomu giydim.Feribot için hazırdım , her feribota bindiğimde benim mayo giymem alay konusu olurdu.-Lan yüzmiyceksin ki seni götürüyo gemi zaten ho ha ha aoooow- diye sitem ederlerdi.Haklılardı belki ancak ben her türlü olasılığı düşünürdüm ve feribotun batması halinde boxer ve şortumla hayatta kalma çabası verdikten sonra , karaya çıktığımda üstüme yapışan giysilerimden herkesin net olarak penisimi görmesi olasılığı beni mayo giymenin en doğru seçim olduğu konusunda ikna etmişti.Feribotu bekliyordum odamda , yaklaşık 10 sn sonra ne kadar büyük bir aptallık yaptığımı anladım . - Salak Orhun!Feribot hiç sizin eve sığarmı ulan!- Bu kadar kısa zaman diliminde bu kadar çok hata yapmanın verdiği o müthiş korkuyla bilgisayarıma yöneldim ve FEAR OF THE DARK'ı açtım.Artık benim için hiçbirşeyin önemi yoktu , telefon , mesaj, arkadaş...Sadece kendime acıyordum , çok fazla hata yapıyordum ve telafisi olmayan hatalar.Kötü yola düşüyordum , hayır yapamıyordum , ben hayat denilen futbol maçını oynayamıyordum.Dayanamadım ve bağırdım ''Bu da mı gol değil be!'' dedim.
Odama apar topar annem geldi , oğlum ne bağırıyosun bu saatte komşular uyanacak , diye veryansın etti.
O an 90'lardan çıkma kötü bir gerilim filminde olduğumun farkına vardım , hepsi rüyaydı , rüya görmüştüm . Mutlulukla annemi savuşturduktan sonra . Telefona yöneldim ; masamın üstünde duran telefonum gözüme birden çok uzak geldi.Bir an yatağımdan masama ulaşmak için arabanın gerekli olabileceğini düşündüm.......... (sadri alışık , serseriler kralı-güzel filmdir)

klima...

Az para harcanarak alınan klima yıllardır süren emeğinin karşılığını alamadığımdan pek iyi soğutmuyor ortamı.Şöyle düşünüyor ; bu zaman kötü zaman cingıllı daşlı zaman eski klimalar böyle değildi yıllardır soğuturum bu kafeyi bir kere teşekkür etiler mi?Evet klima şizofren , kafiye yapmayı seviyor ancak bunlar zorunluluktan.Tek başına bütün gün kafenin sıcağını soğuk yapmaya çalışırken sıkılıyor ve yoruluyor.Bir tek kişilik ona yetmiyor o da zamanla eğlence olsun diye buna alışıyor ve kendince küçük bir oyun oynuyor.Şöyle diyor klima bir ben var benden içerü bana tek bir kişi yetmedü , böleceğim kendümü olmamak için bir serserü...Her gece kafe kapatıldığında , kapısına kilit vurulduğunda klima kalıyor , yalnız kalıyor. Gençliğinde hayal ettiği mevkiden çok uzak , BM genel sekreterinin kliması olmayı düşleyen o delifişek nerde küçük parkta sigara yasağından sonra boka dönüşen ortalama kafede yaşamak nerde.Hüzünleniyor klima her gece.Farklı farklı kişiliklerini sergiliyor kendi kendine . Bir gün neşeli ergen , bir gün güzel bir kız, bir gün bir dedektif...Klima farkına varmıyor kendi yaptığı oyunun zaman içinde farklı kişilikler kendini oluşturuyor,kendisi diye bir kavram kalmıyor.Artık klima bu oyundan sıkılıyor , yapamadığı ve istediği herşey için kendine bir kere küfür ediyor. Küfürler bini aşıyor her gece RTÜK klimayı bipliyor.Her gece bunları yaşıyor en sonunda dayanamıyor kriz geçiriyor , kriz geçirdiğinden ertesi gün haberi oluyor kafe çalışanlarının . Bir tane doktor getiriyorlar klimayı muayene ediyor , kalın bıyıklarını burarak ; bu klimaya napmışsınız böyle bilader? çok fazla çalışmaktan motoru yalama yapmış , ne kadar tamir etsek de düzelmez atın bunu diyor.Klima şok geçiriyor ömrünün sonuna geldiğini anlıyor ve neden iki-üç kişiye hava atmak uğruna ateist olduğunu düşünüp pişman oluyor.Umarım tanrı merhametlidir , diyor . Öldükten sonra yaşam yoksa benim için gerçek bir son . Ölmek üzereyken hüzünlenmek nedir bilmezsiniz , üzülmek o an size çok yapmacık gelir o an tek bir duygu vardır . Erotizm , bütün kötü geçen yaşamının hatıralarını bir kenara bırakıyor ve onu düşünüyor klima son bir kez erekte olduktan sonra huzur içinde kapatıyor motorunu . Hiçbirşey kavramının bile herşey sayıldığı o diyara gidiyor.Orda hiçbir duygu yok , hiçbir renk yok , hiçbir hiçbir yok. Orda yokluk yok . Ve ölüyor...

Ertesi gün kafenin sahibi yeni klimaya verdiği paraya yanarak acı bir ifadeyle yeni klimanın monte edilişini izliyor. Yeni klima sevinçli , kim bilir burda kaç tane kızla karşılaşırım diyor ve 18 dereceye kendini ayarlıyor...

Karşıyaka Evlendirme Dairesi

Karşıyaka'nın hayatı çok hızlıdır.Yetişemem ben oraya.Nedenini hiçbir zaman bilemedim.Bu kadar sene İzmirde oturan bir insan artık bir Karşıyaka Çarşı'yı adam gibi bilsin değil mi?
Herşey tayinimi istememle başladı.Karşıyaka olarak değerlendirdiğim yere tayinim çıktı.Dediler 'Ruh hastası mısaan?' veya 'Choq uzak bea :S'.Ben de onları uzun süre izledim.Sonra çekip gittim.Öncelikle okulun ilk günlerinde 'Karşıyaka'nın aslında tüm o denizin öbür yakasında öylece duran kara parçası olmadığını öğrendim.Orası öyle bi yermiş.Çarşı'sı varmış.Kafeleri varmış.Minibüs durakları varmış.İnternet kafeleri varmış.Dönerci Ali ağbi varmış.Turşucu varmış.Es varmış, gerçek olmayan varmış.İnsanları hızlıca, çabuk adımlarla yürürmüş orada.Mc Donalds efsanesi var bi de orda.Şehir efsanesine göre tuvaletin umumiyetini fırsat bilip tuvalete giren bir genç tuvalette böcek görüyor.Çığlık ata ata oradan kaçıyor.Ben de inanmadım mesela, saçmalık.Neyse, bunun Bostanlı'sı varmış, mavişehir'i varmış, Çiğli'si de varmış o kara parçasında.
Geçen arkadaşlarla Diva'da ıstakoz yiyoruz aklıma bu Sema hanım geldi yemekteyizdeki.Saygıyla andık onu ve eleştirdik kendi kendimize yemekleri.Kimse eleştirileri duymadı.Selim diye bir arkadaşım artık daha fazla dayanamayarak bağırdı orada 'Peçeteyi alabilir miyiz?' diye.Orda ses tonundan anladılar sanmıştım tepkimizi ama sonra baktım ki nazik bir tavırla getirdi adam peçeteyi.Davranışlarına anlam veremedim o sırada.Gözleri bana takıldı, benim de ona.Kaşlarım çatık onunkisi ise çok sakindi.Hala anlam veremiyordum.Bu sefer dayanamayıp 'TUVALET NERDE ACABA?!' diye sordum.Artık anlamış olmalıydı.'Kapıdan dışarı çıkın yanda ormanlık alan var :)' dedi.Hesabı istedik bunun üzerine ama, orda biraz tabağımızda bıraktık ıstakozdan.Çıktığımızda kaba insanlar diye feryat ettik.Bir arkadaşım ders çalışmak için ayrıldı.Birisini annesi çağırdı.Birisi 'Ağbi 11'e geliyo saat ben gidiyom'dedi ve gitti.Sanki sakal tıraşı olmuştum!İki üç kişi kaldık ona rağmen.'yok böyle olmıcak bi daha gitmiyoz oraya dedik söz verdik kendimizce'.Aradan 3 gün geçti.Tekrar biraraya geldiğimizde bu böyle olmuyor nereye kadar böyle küs kalıcaz Diva'ya dedik.Sonra da ertesi akşamı hatamızı anlamış vaziyette oraya gittik. tolqa

Çarşamba

Ekmek Bulamıyorlarsa Pizza Yesinler

Ne zaman bir işi çok iyi yaptığımı düşünürüm, düşündükten sonra o işi çok kötü yapmaya başlarım.Evet, mesela şu cümleyi yazmak için 5 dakika uğraştım.Çünkü yazmaya başlamadan 2 dakika önce 'Oh, şu blog işi beni açtı, yazar yönümü keşfettim' diyordum(bi de ruh hastasıyım ondan).Hatta tabiri caizse 'bişeyler karalıyorum işte' bile dicektim o kadar yani.Bu 7. dakikada da altta duran ve sürekli bana bakan kaydı yayınla ve şimdi kaydet seçeneklerine bakıyorum.Dakikada bir, otomatik olarak yazım kaydediliyor ve ben o 'kaydediliyor..' yazısını gördüğümde 8. dakikaya giriyorum.

Bedavayı, hayatı boyunca sevmiş bir insan olarak Dominos'a reklamda dediği gibi, resmen koştum.1 alana, 2 tane bedava.Şu an sık tuvalete gidip, 'bi daha böyle yemicem, lanet olsun!' gibi sesler çıkarmam da bu yüzden.Gidin oraya ama, reklam yaptım diye ismimi vermeyin, abartamayın yerken.Sevgilimle gitçem ağbi dersen, eğer sevgilinle aynı evi paylaşmıyorsan, evinizde bir buzdolabı yoksa, gitmeyin derim yaağseydi.Biricik aşkımızın bizi o halde görmesini istemeyiz değil mi?Pizzalar cıvıl cıvıl.Dominos'un bu kopyası orjinal değil(se), daha sonra anımsat.Hoşçakalın tolga

Salı

Zamandaki Çocuk

la la si, bir çocuk düşünün ki zamanı sorgulayan, iyilik ve kötülük arasındaki çizgiyi bulamayan.sol sol la, dünyayı vuran kör adamları görebiliyor mu?la la si..Evet, bu çocuk aynı zamanda yakın bir tarihte düzenlenen Deep Purple konserine gidemedi.Kederli ve tabiri caizse kalbi kırık rg350dx model ibanez elektrik gitarıyla bu grubun parçalarını çalıyor.Peki tüketici ne diyor?Emin olun bundan memnun değiller, 'bu ne (u)lan kapat şu zımbırtını' sesleri aile halkından yükseliyor.Ben onların süpürge seslerine pek de aldırış etmiyorum oysa ki.
Neyse, geçen gün her zamanki gibi sabaha programlarını izliyordum burdan adını vermek istemiyorum, programda Ali Poyrazoğlu gibi 'star' isimler vardı.Aniden işte bu konu başlığı çıktı 'Deep Purple sahnede 'katibim' çaldı.'Hoşuma gitti, iyi yapmışlar dedim içimden.Onlar da aynı şeyleri konuşuyorlardı sonra Ali Poyrazoğlu, 'Ben de farklı bir şekilde bakmak istiyorum' diyerek,'Yabancı bir grubun buraya gelip 'Türk' eseri olarak Katibim'i çalması, 'acaba başka çok ünlü parçalarımız bilinmiyor mu?' sorusunu beraberinde getirdi bence' diye ekledi.Çok şaşırdım.Ondan bu kadar zarif bir çıkış beklememiştim. Farklı bakış açılarını çok severim.Tahammül edemeyebilirim bazen ama severim yani.Ekşi sözlük yazarlarına özenen o insanlar gibi olsaydım bkz.'demokrasi insanı' derdim.Evet Starbucks'da takılıyorum.Ordaki insanlar çok hoşuma gidiyor.Basmane'ye veya Kadifekale'ye Starbucks açılsa ya.Limontepe'ye de olabilir ama o hava olmaz gibi geliyor.Bunu zaten sonraki 'Starbucks insanı ve piskolojisi' konumda inceleyeceğim, çünkü orda bildiğimiz, sokakta geçen hareketlerimiz, fizik kuralları geçersiz.Makro sistem orası.Hoşçakalın.
Bu arada hızlı okuyan(NLP gibi) arkadaşlarım falan varsa, yazının ortasına bakıyorsunuz siz. birşey dikkatinizi çeksin. tolga

Pazartesi

kusmak...


vücuduyla barışık hiçbir insan emin olun ki kusmayı sevmez belki hoşlanır ama evet asla buna çok eminim asla kusmayı sevmez,vüduyla barışık olan maymunları bilmem ama vücuyla barışık insanlar kusmayı sevmez.kapağı açık unutulmuş bir pet şişedeki suya türkçe öğretseniz ve sorsanız emin olun ki size bozuk aksanıyla şöyle yanıtlayacaktır ''ben kusmayı sevmem'' . maymunları bilmem ama onların dışındaki yaratıkların hepsinin kusmayı sevmediklerini biliyorum.daha önce hiç kusmayanlarınız olabilir oturup burda uzun uzun kusmayı anlatmak gerçekten gayret gerektiren bir iş ve ben de karşılığını alamayacağım işleri yapmayı sevmem o yüzden size tavsiyem daha önce kusmadıysanız kusan birine sorun o size anlatsın yani burdan sola dön kime sorsan bilir abla.ben kusmayı sosyal yönüyle ele almaya çalışacağım önümüzdeki dakikalarda ya da saniyelerde tabi okuma hızınıza göre değişir.
kusan insanın kusma eyleminden sonra bir veya 10 dakikalık bir süreç esnasında ağzı tıpkı maymun taşağı gibi kokar.önceki cümlede gözünüze takılan bir nokta olabilir ona da açıklık getirecek olursam her zaman tam bilinmeyen yani yaklaşık sayı verilirken bu sayılar birbirlerine yakın sayılar olurlar ben de bu kuralı biraz çiğneyip kendimi anarşik hissetmek istedim kusura baktıysanız orayı okumayın.konuyu fazla dağıtmadan kusmanın sosyal hayattaki zararlı konu başlığımızın altındaki ikinci maddesine gelelim;kusmak kıyafetlerde temizlenmesi güç olan ve turuncuya yakın tonlarda izler bırakır . ancak kapalı havalarda bu turuncu rengi kahverengiye kayar.
muhafazakar arkadaşlarımız elbette şu anda bu konudan rahatsız olmuş ve erkesiyonif bir biçimde koltuklarında süzülmektedirler onlar ki aynen şöyle düşünmektedirler ''yahu allah kusmayı yarattıysa elbette bir iyiliği de vardır!'' var evladım var indirin bakıyım çüklerinizi . kusmanın iyliğine gelirsek ; velev ki kusma kontrolsüz alkol sonucunda meydana gelmişse kusulan esnada (bu esnaya kusumoloji biliminde böğürme denir) allah'a bir yakarış adeta bir geri dönüş cereyan etmektedir.şöyle ki '' alkolü allah boşu boşuna yasaklamamış amına goyam, bi daha da nah içerim...'' bu kısa süreli zekeriya beyaz dönemi kusmadan yaklaşık 5 ila 35 dakka içerisinde atlatılır ve en yakın içme tarihi için kullanıcı gün sayar. das ist eine continue varbe orun

Sevgilerimle

Merhaba, küçüklüğümden beri blog yazmanın nasıl bir iş olduğunu düşünen ve ona özenen ben, bunun bir gençlik hevesi olmadığını belirteyim.Arkadaşşımla yaptığım bu proje gençlere iş imkanı sağlamayacak sadece ileride baktığımda aha ne yazmışım-yazmışız dedirticek bana, veya blog yazmayı düşünen bir arkadaşım olacak olursa ehe ben bir ara yazıyordum ama bıraktım diyebileceğim karizmam daha çok artıcak, 'çevre' edineceğim, karlı bir iş değil mi?O da benim bu yazımı okuyacak ve paradoksa girecek bu daha da güzel olur mesela.Ah, hayatta hep işbitiren olmak istedim.Ne var ki bu sandığımdan zor olmuştu her zaman.Bazen yalnız kaldığımda kendimi bir şekilde gaza getirip personellerini iyi yöneten, şirketinde gerekli riskleri alan, beklenmedik olaylar karşısında harika çözümler üreten ve o meşur toplantılarda sinirlenmeden, daha doğrusu çelik gibi sinirleri olup, karşıdakine mütiş bir cevap vererek onu toplantıdan tabiri caizse dışlayan, yüzü moraran bir insan haline getirmek istiyorum.Yani ileride.Sonra da etrafıma cin gibi bakıp bir olay olsun çözüm arıyım kendimi çok afedersiniz ispat edeyim diye düşünüyorum.Sonra hayat sizi törpülüyor ve yine o kişiliğinize dönüyorsunuz lan dönmezsen çok salak bişey olur zaten.Ne olayı oluyor da çözüyorsun; arkadaşların nereye gidemeyeceklerini karar veremiyor o sırada sen liderlik ruhuna en çok sahip olan kişi olarak çıkıp yeter, buraya gidelim deyip herkesi susturuyorsun bu mu yani olay?Biraz gerçekçi düşün prison break'te değiliz.Saygılarımla.Bu arada Nestea'nin, Nestea Ice Tea olduğunu öğrendiğimde çok gülmüştüm.
tolga