Çarşamba

soğuk içiniz...


havanın 3 derece olmasına rağmen
yüzümden oluk oluk ter akıyor ,dışarıyıda
vücudumun içi gibi sıcak zannedip doşarı çıkan ter
damlacıklarım izmirde yaşamanın tadını çıkaramadan
saniyesinde donuyor. uzun süredir tarak görmeyen kepekli saçlarım
kafamdan bağımsızlığını ilan etmiş rüzgarda ey nazlı hilal gibi dalgalanıyor
ellerimde ancak 8-9 yaşlarındaki bir çocukta görülünce hoş karşılana-
bilecek bir kir tabakası var. avuç içlerimdeki kiri silmek için
ellerimi sertçe birbirine sürtüyorum , tabi ki dışardan hoş tepkiler almıyorum
avuç içlerimde toplanan ve yer yer 10 cm'i bulan kir ipliklerini havaya savuruyorum.
elimde hala plastik kokusuyla öylece oturuyorum.az sonra kafamdaki lise imajına hiç uymayan
ve ilk günden beri buruk bir sevinçle taktığım bordo kravatıma bastığımı farkediyorum.yerden alıp
spor çantama(lcwaikiki poşeti) basıyorum. kravatım kendine yer bulmaya çalışırken poşetin
derinliklerinden izmirin kışında içleri ısıtacak kokular yükseliyor.duş almak için yeterince
kirli olup olmadığımı kendimi koklayarak anlayan bana bu kokular hiç de garip gelmiyor.ancak yanımdan
geçen hiç tanımadığım insanlardan tepki naraları yükselince poşetin ağzını büzüyorum.gömleğimin düğmlerinden
ikisini daha açıyorum nasıl olsa içimde t-shirt var diye.bir an kendimi güvende hissediyorum
poşetimi çantamı bankın uzak bir köşesine koyuyorum. kafam kollarım bacaklarım ve hissedebildiğim bir kaç
yerimle başbaşa kalıyorum.elimi yanımda biri varmışcasına bankın enine doğru uzatıyorum , diğer elim
bacaklarım arasından çamurla çimen karışmış PARK TOPRAĞIna doğru sarkıyor. her ortamda giydiğim
basket ayakkabılarıma bakıyorum.bok içindeler.şimdi neden her insanın geçerken bana baktığını
daha iyi anlıyorum. sıkılmaya başlıyorum , ilkokul imajımı tamamlayacak son rötuşta burnumdan geliyor ; bir kilo sümük!
adet olduğu üzere ilk önce sadece burnumun çekme gücünden yararlanıyorum , olmuyor , daha sonra bu soğukta kıvırdığım
gömleğin ''kıvırığına'' siliyorum. gömlekte oluşan renk değişimi insanları rahatsız eder diye , gömleği bir kat daha kıvırıyor ve sümüğün insanların gözleri yerine
tenimle buluşmasına izin veriyorum . yüzüm soğuktan mormarmış, suratımda simsiyah top izleri , yırtık pantalonum , dağınık rezil saçlarım,sümüklü gömleğim ,lcwaikiki poşetim,
bahçivan ayakkabısına dönen leßronlarım ve tırnaklarımın ucunda biriken siyah bir tabakayla körfez manzaralı bankta öylesine tek başıma oturuyorum
her yerimden insan geçiyor kimisi bakıyor kimisi bakmıyor.derken birşey dikkatimi çekiyor , gömleğini adam gibi iliklemiş , şık şık giyinmiş , kafasına jöleyi basmış
yaşıtlarım benim gibi bankta tek başına oturup hayat hakkında düşünme geyiğine eve daha geç gitmeye çalışmıyor. yanına yazın taş gibi olacağını tahmin ettiğim karıları almış mcDonalds,burger king , hamdi's sandwiches, waffle'cı sami , ali the king gibi kendilerini kendileri gibi onlarca arkadaşları bekleyen mekanlara doğru gidiyorlar.
o an kendi vücudumdan çıkıyorum 3. gözle bakıyorum kendi rezil halime , deminki imajıma
birde kurumuş tükürükte eklenmiş hemde! arkamda el ele karılar erkekler kızlar, kahkahalar , önde ben titrek bakışlarla alsancağa giden vapura bakıyor ... kimse bana ulaşamasın diye telefonumu kapatıyorum , yavaş yavaş şehrin ışıkları yanmaya başlıyor
insanların çıkardığı beyaz duman , soğuk gece , sıcak ortamlar , sarı ışıklar arkamda boy gösteriyor.kendimi görememeye başlıyorum karanlıktan , derken arkadan geçen 2 kız arkadaşın sönmek bilmeyen telefon ışıklarıyla kendimi zar zor görebiliyorum.
arkada tüm hareketiyle canlılığıyla insanlık , önde kışın bile ter kokan ben...kendimi çok seviyorum. lcwaikiki poşetimi alıp hiç estetik olmayan bir poşet tutuş stiliyle biraz da alsancaktan karşıyakaya bakmak için iskeleye doğru gidiyorum birinin bana kentkart basmasını umarak. derken sendeliyorum poşet elimden düşüyor
ayyakabı,çorap,pislikten siyahlaşmış atlet,kalpli anahtarlık , bir kebabçının magneti... tam bir karmaşa, vapurun sesini duyup eşyaları poşete hızlıca tıkmaya çalışırken poşeti yırtıyorum. kendime gülüyorum ve teomanlık sana göre değil be orhun diyorum... :)