
bu yazımda sizinle arama koymuş olduğum ve samimiyetimizi belli bir ölçüde azaltan duvarı yıkıp ; güzel , salya kokulu , sıcak , yumuşak yatağımıza uzandığımız ve bol eğlenlceli,bol atarlı,bol yürümeli,bol üzülmeli yorgun bir günün bittiğini vücudumuza müjdelediğimiz o büyülü ana çok az kala yaşadığım ve yaşandığını duyduğum tecrübelerden bir derleme yapıp size sunucam . Halit Ziya Uşaklıgil tadındaki ,ne kadar müzik açarsan aç bitmek bilmeyen bodrum yolu uzunluğunda cümlemi bitirdikten sonra konuya girebilirim artık.Zaman zaman ''ben'' zaman zaman ''siz'' demem yorgunluğumdandır lütfen mazur görünüz.Ayrıca paragraf değiştirmeden şunu da belirteyimki benden öğreneceğiniz çok az şey var , bu yazıyı okuyup hayata farklı bir pencereden bakmayacaksınız . Sadece iyi bir gözlemci olduğunu düşünen ve sakalı henüz filizlenmemiş bir ergenin içinde yaşadığı düşünce fırtınasının bir kısmını kendini en rahat ifade ettiği yerlerden biri olan klavyesinden dinleyeceksiniz.Boyuma ters orantılı cümlelerin sebebini bende bilmiyorum , haftalardır elime kağıt kalem almayışımdan olsa gerek...
küçük bir içdökme ve okuyucuya kendini sevdirme,samimi gösterme paragrafından sonra önceden yazdığım başlığa sadık kalarak konuya girelim efendim.tamamen doğaçlama yazılan bir yazı da başlık önceden yazılmalı mıdır? bu da ayrı bir programın konusu.Başlık demişken neden 5 kala diye soranlar olacaktır tabi ki milyonlarca okuyucum arasından.işe koyulmadan önce aklımdaki ''yatağa yatmadan önce'' konseptli bi deneme veya sohbet yazısı yazmak vardı.pek huyum olmayan bir şekilde yazıya başlamadan önce başlığı koymaya karar verdim , ne yapsam diye düşünürken , birden aklıma bugün bir arkadaşımla yaptığımız sohbet geldi.Kitaplardan bahsediyorduk , hani şu nasıl kız tavlanır,doktor olmanın 5 yolu,plajdan yatağa sadece 10 dakka! ...Tarzındaki kitaplardan , benim o tip kitaplarla aram pek iyi değildir ayıptır söylemesi , iki arkadaşımın konuşmasını dinliyor ve kültürüm elverdiğince efekt veriyordum konuşmaya . Derken bu yazının buralara gelmesine sebep olan şu cümle geldi arkadaşımdan ''insanlara kısıtlama ifade eden , veya mecazı gerçek yapan somut ifadeler kullanırsan , onları etkilersin.Mesela kitaba -nasıl kız tavlanır?- ismini koyarsan pek tutmaz ama kesin bir yargıyla , sertçe ve kendinden emin bir şekilde (en azından kitabın ismini gören adam böyle düşünür)
-nasıl 5 dakka da kız tavlanır?- dersen okuyucu , noluyoz lan , bilimsel bişey bu,5 dakkada o kız benim...Şeklinde triplere girecektir''
Konuşmanın aslı böyle olmasa da anahatlarıyla böyleydi , benim yüzyıl önce kurmuş olduğum bir mantıktı fakat beynimdeki yerinin tazelenmesi iyi oldu.Bende - yatma saati - gibi teletabi formatında bir başlık koymaktansa okuyucuya . ''aa evet benimde tama saatime 5 dakika kaldığı zamanlar oluyor,bu benim,benim hayatımdan bir parça,buda benim gibi insan bakalım o neler düşünüyor'' dedirtecek bu başlığı kullanmayı yeğledim.Tabi başlığı görüpte yazıya dalan bir bünye eğer ki buralara kadar gelmişse yazının içeriğinin alakasız olduğunu görecek ve belki de bana sövecektir.
ne başı ne sonu belli ve içinde yaklaşık 30 kere YAZI kelimesi geçen bu yazının sonuna geldiğimi , arkada başlayan gece film kuşağıyla anladım.Çok geç oldu...Yatmadan önce bir adamın bir adamı öldürdüğünü izleyip daha sonra bundan etkilenmemek için aslında olanların sadece bir film ve kurmaca olduğunu kendime inandırmak çok eğlenceli olacak. (bkz. the most uzun cümle in my life)İyi geceler , uykusu varken saçmalayan yalnızca sen değilsin

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder